menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cezayir Sahrası: Tuaragler ile Deve Sırtında

22 0
15.03.2026

"...Taş sürtüyor taşa. Çöl yutuyor ve boğuyor.

Unutma, zevkin yiyip bitirdiği ey insan;

taş sensin, çöl ve ölüm de sen.."

1883 yılıydı. 4 bölümde tamamlayacağı o meşhur kitabının ilk bölümünü İtalya’nın Rapollo kasabasında yazmaya başlamıştı. Sağlık sorunları sebebiyle Sils Maria (İsviçre Alpleri) ve İtalya arasında sürekli dolaşıyordu. En önemli fikirlerinin çoğu bu yürüyüşlerde ortaya çıktı. Kendi anlatımına göre kitabın bazı bölümlerini birkaç gün içinde adeta “ilham patlamasıyla” yazdı. Bu kitabı yazarken neredeyse tamamen yalnızdı. 

Kitap, eski İran peygamberi Zerdüşt’ü bir filozof karakter olarak kullanıyordu. Evet şimdi hatırladınız: Friedrich Nietzsche’nin başyapıtı Böyle Buyurdu Zerdüşt. Başlangıçtaki şiir de oradan. Kitabın özellikle "Çölün Kızları Arasında" başlıklı şiirsel bölümünde geçen bu ifadeler, Zerdüşt'ün çöl deneyimi ve insanın kendi içsel çölüyle yüzleşmesi üzerine kuruludur.

Peki bizler de ünlü filozofun söylediği gibi içimizde gizlediğimiz çöllerle yüzleşebilir miyiz? Modernin zevklerin hazzını değil sadece doğanın ve ıssızlığın huzurunu bulabileceğimiz bir yer var mı? Bugün sıradan bir seyahati değil belki hayatta bir kez deneyimlenebilecek bir macerayı anlatalım…

Çölün Mavi İnsanları Tuaragler ile Gerçek Sahra Kervanı

Rotamız Dünya'nın en büyük çölü Büyük Sahra. Neredeyse tüm Cezayir'i kaplayan uçsuz bucaksız bir kum denizi. Kervanımız bizleri Tikibaouine’de bekler. 4x4 arazi araçlarıyla Nijer ve Libya sınırındaki Djanet’in içlerine doğru ilerlenir ve çöl kervanı boyunca bizlere yoldaşlık edecek develer ve sıra dışı gelenekleriyle çölün kadim bekçileri Tuaregler ile buluşulur yani Sahra'nın bin yıllık rehberleri ile.. Kendilerine özgü ilginç kültürleri ve yaşam tarzlarıyla Kuzey Afrika'nın göçebe kabileleridir onlar. 

Cezayir’in güneyinde, Sahra’nın en büyüleyici bölgelerinden biri olan Djanet, çölün kapısı gibi karşılar insanı. Ufka kadar uzanan kum tepeleri ve rüzgârın şekillendirdiği taş kemerlerin arasında, mavi peçeleriyle tanınan Tuaregler yüzyıllardır olduğu gibi bugün de Sahra’nın gerçek rehberleri. Çölün “mavi insanları” diye anılan bu göçebe halkla birlikte deve sırtında yapılan bir kervan yolculuğu, modern zamanın gürültüsünden kopup zamanın çok daha yavaş aktığı bir dünyaya adım atmak gibi.

Kervan sabahın erken saatlerinde çıkar yola. Develerin ağır ama ritmik yürüyüşü, kum denizinin sessizliğiyle birleşince yolculuk neredeyse meditatif bir hâl alır. Tuareg rehberler, yüzlerini kapatan indigo renkli peçeleri ve sakin tavırlarıyla çölün dilini konuşur gibidir. Güneş yükseldikçe Sahra’nın renkleri de değişir; sarı kumlar bir anda altın tonlarına, ardından bakıra çalar. 

Yolculuğun en etkileyici duraklarından biri elbette Tikibaouine’dir. Rüzgârın ve zamanın oyduğu dev kumtaşı kemerleri, Sahra’nın ortasında doğanın kurduğu bir açık hava katedrali gibi yükselir. Deve kervanı bu taş sütunların arasında ilerlerken, insan kendini sanki dünyanın en eski yollarından birinde yürüyormuş gibi hisseder. Sessizlik öyle derindir ki bazen sadece kumun üzerinde kayan rüzgârın sesi duyulur. 

Akşam olduğunda kervan küçük bir vadiye kurulur ve Tuaregler geleneksel çöl çadırlarını açar. Güneş batarken gökyüzü kızıl ve mor tonlara bürünür; ardından Sahra’nın ünlü yıldızlı gecesi başlar. Şehir ışıklarından uzak bu gökyüzü, Samanyolu’nun neredeyse dokunulacak kadar parlak göründüğü bir doğa gösterisine........

© 12punto