Lozan Anlaşması'na, Sevr’in yıldönümünde, Gazi Meclis aracılığı ile meydan okuma
10 Ağustos 1920 ile 10 Ağustos 2026 tarihleri arasındaki kesişim, Türkiye’nin tarihsel hafızasında yalnızca takvimsel bir rastlantı olarak görülemez. 10 Ağustos 1920’de Osmanlı Devleti’ne imzalatılan Sevr Antlaşması, Türk siyasi tarihinde egemenliğin tasfiyesini hedefleyen en ağır metinlerden biri olarak, millî iradenin reddettiği bir dayatma belgesidir.
Bu nedenle Sevr Antlaşması, aslında, bütün dünyanın gözleri önünde, Osmanlı’nın çöküş döneminde Türk milletinin parçalanma planı ve anlaşmasıdır.
Oysa bu planın karşısında verilen Kurtuluş Savaşı’nın zaferi sonucu imzalanan Lozan Barış Antlaşması ise, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş iradesinin uluslararası hukukta tüm dünyaya tescilidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, özetle, Sevr’in reddi ve Lozan’ın kabulü üzerine kuruludur.
Bugün Türkiye’de tartışılan her egemenlik meselesi, doğrudan bu tarihsel hattın içindedir.
İşte emperyalist Batı’nın sorunu tam da budur…
103 yıllık Cumhuriyet tarihimiz üzerinde oynanan tüm siyasi oyunların altında yatan temel mesele de budur…
Bu ülke, her kalkınma hamlesinin ardından içerideki farklı fraksiyonlardan hainler de kullanılarak, dışarıdan gelen kirli ve bölücü hamlelerle cezalandırılmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi üzerine oynanan oyunlara baktığımızda, bu vatanı bölmek niyetindeki sırtlan sürüsü için aslında sorunun büyük bir kısmının CHP’nin ilkeleri olduğu açıktır.
Oysa Mustafa Kemal ta genç yaşlarından tam bağımsız Cumhuriyet kurgusunu çoktan planlamıştır.
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık ve Laiklik ilkeleri Cumhuriyet Halk Partisi programına 1927’de; Devletçilik ve İnkılapçılık ise 1931’de girmiştir. 1935 CHP Programı bu altı ilkenin bütününü Kemalizm olarak tanımlamış, Şubat 1937’de Altı Ok Anayasa’daki yerini almıştır.
Yani Kemalizm, Mustafa Kemal Atatürk hayattayken yalnızca CHP’nin parti ideolojisi olarak kalmamış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş kodlarını da oluşturmuştur.
Emperyalizmin Türkiye’de aşmakta en fazla zorlandığı direnç tam da budur:
Kuvayı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk ruhundan doğan, Sevr’i reddeden, Lozan’la bağımsızlığını tescil eden ve bunu ulus devlet çatısı altında kurumsallaştıran, Kemalist Cumhuriyet.
Bu mirasa saygılı devleti yöneten kadrolar, Türk milleti kavramını kullanırken, millet kavramının, Kurtuluş Savaşı’nı omuz omuza kazanmış bütün etnik kökenleri içinde barındırdığını bilir.
Türk milleti bu tanımın Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Arap ya da Kafkas kökenli tüm etnik grupların bir arada ortak bir vatan faydası altında emperyalizme kenetlenmiş bir millet olduğunun bilincindedir.
Çerçeve yasanın asla kabul edilmesini adil bulmayan Kürt kökenli vatandaşlarımız bu topraklarda olası bölünmenin en çok onlara zarar vereceğini de bilirler.
Çünkü emperyalizmin, dini, inancı, kültürü örf adetleri, gelenek ve görenekleri yoktur…
Paranın satın aldığı her şey onlar için mübahtır…
Ayrıca bebek katili Abdullah Öcalan Türk milletini oluşturan Kürt kökenli........
