Kıl, tüy meselesi...
Memleketçe canlı yayında izledik; kafaya abuk subuk punk modelleri yapmakla, saçları civciv sarısına boyatmakla iş yürümüyor.
Üstelik bu acı gerçek; rasta hevesiyle, cımbızla düzeltilmiş kaşlarla yahut bıyıklara zorlama "ülkücü" nizamı vermekle de zerre değişmiyor.
Hele ki sosyal mecralarda artistik pozlar kesip, etrafa dijital fenomen havası basmakla da arkası gelmez, imkanı yok!
Bizimkiler, çeyrek asırlık hasretin ardından nihayet ayak bastıkları Dünya Kupası’nın daha bismillah ilk randevusunda yurdum insanını fena halde hüsrana uğrattı.
Oysa sabahın köründe kargalar bile henüz kahvaltısını etmemişken ekran karşısına kurulmuş, Avustralya’yı nasıl kevgire çevireceğimizin tatlı rüyasını görüyorduk.
Evdeki hesap çarşıya uymadı.
Bizimkiler, maçtan evvel aynanın karşısında kendilerini dikizlemekten topa konsantre olamadıkları için sahada temiz bir dayak yiyip yerlerine oturdu.
Yeşil sahaların berber dükkanı olmadığını şimdi kafalarına dank etmiş midir, orası muamma; lakin futbol arenasının jöleye değil; alın terine, inada ve hırsa not verdiğini acı bir tecrübeyle belletmiş olduğunu umuyoruz.
İspanyolların karşısında adeta aslan kesilen Yeşil Burun Adaları’nı pürdikkat seyrettim.
Dünya futbolunun ağır abilerinden İspanya’yı, doksan dakika boyunca canlarından bezdirip sahayı onlara dar ettiler. Koskoca futbol devi, haritada yerini zor bulacağınız avuç içi kadar ada ülkesinin ağlarını tek bir kez bile havalandıramadı.
Çünkü adalı çocukların derdi saç stiliyle, inceltilmiş kaşla yahut ideolojik bıyık kombinleriyle caka satmak değil; yürekten dövüşmekti. Sahaya podyum mankeni gibi arzı endam etmeye çıkmadılar. Sadece rakiplerinin iflahını kesmek istiyorlardı.
Zaten hakkını verip tabelayı kilitlediler... Neticede doksan dakika bittiğinde skor levhasında koskoca bir 0-0 yazıyordu.
Futboldan anlayan da anlamayan da adı gibi biliyor ki adalılar sahadan bileklerinin hakkıyla muazzam zaferle ayrıldı. Sadece bir puan koparmadılar, İspanya’nın grupta kolayca avantajlı konuma gelmesine mani oldular.
Lafı uzatıp gevelemeye gerek yok; adamlar yeşil sahada gümbür gümbür tarih yazdı.
Şimdi gelelim bizim süslü tayfaya...
Burada kimsenin berber hakkına, saçına sakalına durduk yere laf edecek halimiz yok, orası ayrı.
Zaten mevzu sporcuların kılı tüyü değil; asıl mesele, bir atletin deposundaki enerjiyi nereye harcadığı!
Sahada, imajına gösterdiği ihtimamın zekatını bile oyununa yansıtmayan, ruhsuz bir milli takım manzarası vardı.
Yani saçlar fönlü, kaşlar nizami, bıyıklar jilet gibiydi de kardeşler oynamanız icap eden futbol neredeydi?
Dünya Kupası’ndaki diğer kapışmaları inceleyince bu ironi zaten kabak gibi ortaya çıkıyor. Sadece Yeşil Burun Adaları’nın İspanyol boğasını mat etmesinden bahsetmiyorum; bakınız Brezilya da Fas duvarını aşamadı.
Keza Uruguay da Suudi Arabistan karşısında adeta çakıldı.
Şimdi bazı uyanıklar tabelaya bakıp, "Aman canım altı üstü bir beraberlik işte" diyerek avunabilir.
Aklı başında her futbolsever, bu........
