'Mission Impossible'
Bahçeli'nin Öcalan aşkı, aklıma Hollywood'un 'Kahraman Amerikalı' imajını dünya insanının zihnine nakşetmek için yaptığı seri filmlerden “Mission Impossible”, Türkiye’deki adıyla Görevimiz Tehlike'nin unutulmaz açılış sahnesini getirdi.
İzleyenler özellikle de Tom Cruise hayranları mutlaka hatırlayacaktır.
Bir kaset, teknoloji ilerledikçe CD, DVD filan; sonra da nasıl çalıştığı pek belli olmayan hologram mesajlarıyla Ajan Ethan Hunt'a gizli görev tevdi edilir, kritik bilgiler verilir; o gizemli ses “Günaydın Bay Hunt. Eğer kabul ederseniz göreviniz…” diye söze başlar, ardından detaylarını anlatır ve klasik kapanış gelir:
“Her zaman olduğu gibi siz ya da ekibinizden herhangi biri yakalanır veya öldürülürse, Sekreterlik sizin eylemlerinizle hiçbir ilgisi olmadığını açıklayacaktır. Bu mesaj beş saniye içinde kendi kendini imha edecektir”
Derken ekran kararır, artık o zamazingo neyse içinden ince bir duman çıkar, kayıt yok olur, geriye yalnızca büyük bir operasyonun soğuk gerilimi kalır.
Bahçeli, bugün yaşamakta olduğumuz cehenneme giden yolun taşlarını döşemeden önce pek fazla sorgulayan yoktu. Ama ne zaman ki Öcalan'ın serbest kalması için “Kara Murat benim...” diyerek ortaya atıldı, işin rengi değişti.
O nedenle, Bahçeli'nin yaptığı her açıklama sonrasında aklıma mutlaka Görevimiz Tehlike'deki bu sahne geliyor.
Fakat burada kendi kendini imha eden, bir kayıt cihazı değil; sözüm ona Türk milliyetçiliğinin yaslandığı kurumsal yapı, onlarca yıllık siyasi hafızası, “ideolojik omurgası” ve “tarihsel söylemi”
Bahçeli, yıllarca “terörle tavizsiz mücadele” söylemiyle siyaset yaptı, “Türk milliyetçiliğini” güvenlik eksenli refleks üzerinden tanımlayan bir hareketin lideri olarak öne çıktı.
Sonra artık ne olduysa, çok ağır bir tarihsel kırılmanın kapısını aralayıverdi. Dün “teröristle müzakere olmaz” diyen bir siyasi çizginin, bugün terörist başı için “statü”, “umut hakkı”, “barış süreci” ve “siyasallaşma koordinatörlüğü” gibi kavramları tartışır hale getirmesi sıradan bir siyaset değişikliği değildir.
Altını kalın kalemle çizmiş olalım.
Bu, doğrudan doğruya MHP’nin kendi kuruluş gerekçesini sorgulaması hatta onu inkâr etmesi anlamına gelir.
Zaten bir buçuk yıldır tartışıyoruz. Herkesin bildiğini bir kez daha tekrarlamış olduk.
Amma ve lakin, geçenlerde yumurtladığı şu “statü” meselesi, çok daha sıkıntılı bir........
