Seküler dinler ve iktidarın kutsallaşması
Tarih, dışarıdan bakıldığında bütünlüklü ve kesintisiz bir akış izlenimi verse de, gerçekte damla damla biriken, zaman zaman eksilen, bulanıklaşan ve yönünü kaybeden bir ırmağa benzer. Bu ırmağın suları hiçbir zaman bir anda ortaya çıkmadı; aksine, uzun süreçler boyunca çeşitli kollardan beslenerek bugünkü yatağını buldu. Üstelik bu yatağın nereden geçeceğine çoğu zaman ırmağın içindeki güç odakları karar verdi. Zira tarihi yazanlar, büyük ölçüde iktidarı elinde bulunduranlardı; tacı ele geçirenler, kalemin mürekkebini de belirledi.
Bu tarihsel akışın içine karışan en güçlü kollardan biri de dinler oldu. Ancak dinler de sanıldığı gibi bir anda, bütünlüklü ve tamamlanmış yapılar halinde ortaya çıkmadı. Aksine, uzun zaman dilimleri içerisinde inşa edildiler; mitlerle, kutsallarla, ritüellerle, kahraman anlatılarıyla büyütüldüler. Önemli günler ve olaylar takvimlere yerleştirildi, efsaneler tarihsel gerçekliğin yerini aldı, anlatılar zamanla sorgulanamaz bir zemine taşındı. Bu dokunulmazlık hali tesadüfi değildi. Kimi zaman iktidar alanlarını korumak, kimi zaman büyüyü bozmamak, kimi zaman da kutsallık adına kurulan rant düzenlerini sürdürebilmek için bu sessizlik bilinçli biçimde muhafaza edildi.
Bu noktada şu soru kaçınılmaz hale gelir: Dinler, tarihsel........
