İşimizden Nasıl Kopuyoruz?
Bir sabah uyanıp işe gitmek istememekle başlıyor. Önce pazartesileri sevmiyoruz. Sonra toplantıları. Sonra yöneticimizi. Sonra şirketi. Sonra yaptığımız işi. Ve bir gün kendimizi şu soruyu sorarken buluyoruz: ‘Ben burada ne yapıyorum?’
Oysa işe ilk başladığımızda böyle değildi. İşimize sıkı sıkı bağlıydık. Yapmak istediklerimiz vardı. Bir şeyler öğrenmek, üretmek, başarmak, para kazanmak, kendimizi göstermek, bir yere ait olmak… Belki de sadece iyi bir hayat kurmak.
Çünkü hayata bağlanmak için nedenlerimizin olması gerekiyor. O nedenleri bulmak için çabalamak, üretmeye devam etmek. Bağ kurmak, bağlanmak.
Ama kopmalar ve bırakmalar da işin diğer yüzü. Seçimler yapmak, daha iyisini aramak, acı verene ‘dur’ demek için zor tercihler yapmak.
Bugün iş hayatında bunu yapmak hiç kolay değil. İş bulmanın, iş değiştirmenin zor olduğu bir dönemde, insanın elindeki işi bırakması kolay mı?
Peki bizi işimize bağlayan ne? Maaş mı? Yönetici mi? Şirket kültürü mü? İnsanlar mı? Yaptığımız iş mi? Ya da bazen çok daha basit bir şey mi? ‘Ben artık burada kendim değilim.’
Geçenlerde bir arkadaşım anlattı. Annesine demans teşhisi konmuş. Çok sevdiği işini, arkadaşlarını, yıllardır kurduğu düzeni bırakıp annesinin yanına gitmiş.
Hayat bazen bizi işimizden koparıyor. Ama bazen de işimiz bizi kendimizden koparıyor.
‘Burası artık bana göre değil.’ ‘Hak ettiğim saygıyı görmüyorum.’ ‘Emeğimin karşılığını........
