Resim ve fotoğraf
Oscar-Claude Monet’in (1840-1926), ressamlar artık stüdyolarından çıkıp, tabiatta gördüklerinin kendilerinde yarattığı duyguları tuvale aktarmalı diyerek işe başladığı günlerde görsel sanatlarda bir başka önemli devrim daha oluyordu. O dönem aynı zamanda “ışığın” ele alınışı üzerine en önemli bilimsel gelişmelerin de yaşandığı dönemdi.
Ayrıca yine aynı dönemde bu bilimsel gelişmelere bağlı olarak fotoğraf denilen yeni bir sanat dalı da ortaya çıkmaktaydı.
Baudelaire fotoğrafın resimle birlikte yaşamasının imkânsız olduğunu söylemişse de fotoğrafın resim sanatına ciddi bir rakip olacağı ilk günden beri görülüp, hissedilmekteydi.
Ressamlar o güne kadar olduğu gibi stüdyolarında hafızalarından resim çizmeyi sürdürdükleri takdirde, resim sanatının hayatın içinden çıkabilen fotoğraf sanatçısının karşısında yenik düşmesi ihtimali çok fazlaydı.
Monet son derece yeni ve devrimci bir işi denemeye girişti. Stüdyosundan çıkıp tabiatta gördüğü ışık oyunlarını, gölgeleri, renk değişimlerinin kendisinde yarattığı duyguları tuvale yansıtacaktı. Cezanne, Monet için, “O sadece bir göz ama ne muhteşem bir göz onunki,” demişti. Evet, Monet belki de tüm ressamlardan farklı olan bir göze, tabiatın bütün renk ve ışık oyunlarını görebilme, hissedebilme yeteneğine sahipti. Ama şu nokta iyi anlaşılmalıdır ki, burada önemli olan şey ressamın sadece gördüğünü çizmesi değil, gördüğünün kendisinde yarattığı duyguları yani........
