Contempopary Istanbul vesilesiyle kamuoyu
Uzunca bir zamandır görsel sanatlarda, müzikte, yazıda yeniyi deneyen, devrimler yapmaya girişen, daima çok çalışmaları gerekse de, çoğu da deha tanımı içine sokabilecek ‘yaratıcılar’ üzerine yazmaya çalışıyorum.
Hemen hepsinin hikayesinde ortak yön bu yaratma sürelerinin daima çok sancılı olduğuydu, bu sancı bir boyutuyla yaratıcının yeniyi oluştururken kendi ruh dünyasında yaşadığı iniş çıkışlarla ilgiliydi.
Bir de tabii ki yaratılan eserin ilk kamuoyu önüne çıkarıldığında halktan gelen ve nedeyse daima olumsuz olan tepki ile bağlantılıydı.
Bu kamuoyu denilen olgu, içinde çok farklı sınıflardan ve farklı eğitim düzeylerine sahip olan, zevk ve beklentileri farklı olabilen, çoğunlukla belirleyici niteliği zor tanımlanabilen bir kitle.
Anlayacağınız yeni olanı, alışılmışın dışına çıkanı algılayıp anlaması oldukça sorunlu olabilecek bir oluşum bu kamuoyu denilen olgu.
Ancak yüzyıllardan beri yaratan insanlar, dallarında yeniyi farklı olanı denemeye başlayanlar bu ikna edilmesi oldukça zor olabilen kamuoyu ile bir tür bağlantı kurmak zorundalar.
Benim gördüğüm bu kamuoyunun yeni, farklı olanla karşı karşıya kaldığında neredeyse daima son derce tutucu olabildiği ve temel içgüdüsel davranışın yeni olana daima tepki göstermek olduğuydu.
Bu durum tabii ki yaşadığı dönemde kendi dalında yeniyi farklı olanı yerleştirmek ve toplumunda yeni fikre saygınlık kazandırmak isteyen sanatçılar açısından son derce zor ve olağanüstü mücadele ve dayanıklılık gerektirebilecek bir durum olabiliyor.
21’inci yüzyılın bu aşamasında da durum pek farklı değil! Yeniyi, değişik olanı deneyene hala tepki verilebiliyor ama bir de uzun yıllar öncesini hayal etme çalışın. Ortalama vatandaşın beyninin yeni olana açıklığının hiç gelişmemiş olduğu ve çoğunluğun sanatın önemini bile zor kavradığı dönemlerde yeniyi, değişik olanı yaratmanın ve kamuoyu tepkisinin üstünden gelmenin ne kadar zor olabileceğini bir düşünün.
Gördüğüm kadarıyla tarihte medeniyetin gelişimine sanatı ile katkıları bulunanlar yani bir anlamda tarihi yazanlar hemen her durumda kamuoyuna rağmen cesur ve taviz vermeden yolunu yürüyenlerden oluşuyor.
Geçmişten birkaç örnek vermek istiyorum:
Klasik müzikte büyük bir devrim yaptığını kabul etmemiz gereken Arnold Schoenberg atonal besteleri üzerine çalışmaya başladıktan sonra Verklarte Nacht adlı eserini 18 Mart 1902 tarihindeki konserde Viyana’da halkın önüne çıkardı. Şimdi teknik detaya girmeyeceğim tabii ama Schoenberg klasik müzik dinleyicisin o zamana kadar alışmış olduğu formatın ve........
