menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İzmir’de olağanüstü bir Nazım Hikmet Sergisi var, kaçırmayın

34 0
05.09.2026

Nazım Hikmet’in çocukluğundan hapishane yıllarına, aşklarından sürgününe, resimlerinden tasarladığı mobilyalara kadar uzanan büyük hayatı İzmir’de 2 bin 125 metrekarelik bir sergide buluştu.

Yüzlerce belge, elyazması, fotoğraf, nadir kitap ve kişisel eşyanın bir araya getirildiği “Romantika / Bir Ömrün Seyrüseferi” bana göre bir sergiden fazlası. Üstelik İzmir yalnızca ilk durak. Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak’ın verdiği bilgiye göre sergi Berlin’e gidecek, ardından planlarda Moskova var.

İzmir Kültürpark’taki Atlas Pavyonu’nda açılan Nazım Hikmet sergisi 15 salona yayılıyor ve aslında tek bir sergi yok. Nazım’ın çocukluğu başka bir sergi, hapishane yılları başka, aşkları başka, Moskova’daki hayatı başka, resimleri başka, sinemayla ve tasarımla ilişkisi başka bir sergi gibi. Ve bütün bunlar birleştiğinde karşınıza yalnızca büyük şair Nazım Hikmet çıkmıyor.

Ressam Nazım var. Senarist Nazım var. Oyun yazarı Nazım var. Tasarımla ve mimariyle ilgilenen Nazım var. Âşık Nazım, baba Nazım, mahkûm Nazım, sürgündeki Nazım ve memleketini özleyen Nazım var.

Ve tabii bütün bunların üzerinde dünyaya, siyasete, eşitliğe, özgürlüğe ve yaşadığı yüzyılın büyük meselelerine söz söyleyen Nazım Hikmet var.

Serginin küratörü M. Melih Güneş’in basın toplantısında Nazım Hikmet için kullandığı benzetmeyi çok sevdim: “Nazım Hikmet bir dağ doruğu. Biz o dağdan küçücük otlar getirdik.”

Oysa o “küçücük otlar” dediği şeyler; yüzlerce fotoğraf, yüzlerce sayfa elyazması ve belge, nadir kitaplar, resimler, filmler, giysiler, mektuplar, kartpostallar, daktilolar, kişisel eşyalar ve dünyanın farklı yerlerinden İzmir’e taşınmış bir kültür mirası.

Böyle projeler yalnızca iyi bir fikirle ortaya çıkmıyor. Fikir gerekiyor, yıllar süren araştırma gerekiyor ama bir de o fikre inanıp arkasında duracak güçlü bir finansman gerekiyor.

“Romantika” tam da bu üçünün buluştuğu bir proje. Fikrin ve projenin arkasındaki ismi küratör Melih Güneş toplantıda söyledi: Folkart Kurumsal İletişim Direktörü ve serginin direktörü, aynı zamanda şair Ünal Ersözlü. Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak ise böylesine büyük, zahmetli ve doğal olarak maliyetli bir kültür-sanat projesinin hayata geçmesinin önünü açan isim olmuş.

Serginin küratörü Melih Güneş. Ona küratör demek yeterli değil, hayatının 20 yılını bu işe adamış bir isim.

Bu serginin böylesine kapsamlı olmasını ise kuşkusuz serginin küratörü M. Melih Güneş’e borçluyuz. Onun rolü biraz daha başka.

Çünkü Güneş’in Nazım Hikmet yolculuğu bu sergiyle başlamıyor. 20 yılı aşan, hatta kökleri 1989’da Moskova’ya kadar uzanan bir araştırmadan söz ediyoruz.

Vera Tulyakova ile tanışıyor. Zaman içinde aralarında Güneş’in kendi ifadesiyle anne-oğul yakınlığı oluşuyor. Nazım Hikmet’in son eşi Vera’nın ölümünün ardından Moskova’daki ev arşivi açılıyor. Türkiye’de bilinmeyen, yayımlanmamış ya da çok az kişinin gördüğü belgeler, resimler ve objeler ortaya çıkıyor.

Güneş daha sonra Rusya Devlet Edebiyat ve Sanat Arşivi’nde binlerce belge üzerinde çalışıyor. Nazım’ın hayatına dokunmuş insanlarla görüşüyor.

Samiye Yaltırım’dan Nail Çakırhan’a, Halet Çambel’den Semiha Berksoy’a uzanan bir araştırma ağı kuruyor. Nazım’ın hayatının önemli bir döneminde yanında bulunan sağlık görevlisi Galina Kolesnikova’nın peşinden Urallar’a kadar gidiyor.

Dolayısıyla bugün Atlas Pavyonu’nda gördüğümüz sergi, birkaç ay süren bir küratöryel çalışmanın değil, bir insanın hayatının 20 yılı aşkın bir bölümünü kaplayan araştırmanın sonucu.

Güneş’in kendi koleksiyonunda da çok önemli bir Nazım Hikmet arşivi bulunuyor. Öğreniyoruz ki işte o kişisel arşiv, Nazım Hikmet’in Moskova’daki evinden gelenler, Rusya Devlet Edebiyat ve Sanat Arşivi, Piraye Koleksiyonu, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi, Moskova ve İstanbul’daki Nazım Hikmet vakıfları, Gürkan Us Koleksiyonu ve Nazım’ın oğlu Mehmet Hikmet’in Fransa’daki aile arşivinden gelen malzemeler bu sergide ilk kez böylesine büyük ölçekte yan yana geliyor.

2 bin 125 metrekare, 15 salon

Rakamlar serginin boyutunu anlatmaya yetiyor aslında.

2 bin 125 metrekare. Fuaye dahil 15 salon. Türkiye’den ve yurt dışından yaklaşık 25 kişi, kurum, arşiv ve özel koleksiyon. Yaklaşık 18 sanatçı. 10’a yakın film yönetmeninin çalışmaları. Yüzlerce fotoğraf. Yüzlerce sayfa elyazması ve belge. Yüzlerce nadir kitap.

Ama rakamlar yine de gördüğünüz şeyi tam anlatmıyor. Çünkü burada esas etkileyici olan, bütün bu malzemenin bir depodan çıkarılıp vitrinlere dizilmiş olmaması.

Sergi tasarımını Ömer Durmaz yapmış ve Nazım’ın hayatının farklı dönemleri mekânın içinde ayrı atmosferlere dönüşüyor. Bir tarafta Türkiye yılları var, bir tarafta Sovyetler Birliği’ndeki hayatı.

Hapishane, sürgün, memleket özlemi, aşkları, dostlukları, sanat üretimi birbirinden kopuk başlıklar olarak değil, aynı hayatın iç içe geçmiş parçaları olarak karşınıza çıkıyor.

Neden adı “Romantika”?

Başlığı ilk gördüğünüzde doğal olarak aşkı çağrıştırıyor. Ama hikâyesi başka.

“Romantika”, Nazım Hikmet’in son otobiyografik romanı “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” için ilk düşündüğü isim. Üstelik roman İzmir’de bir kulübede başlıyor. Hatıralar oradan geriye doğru açılıyor ve bizi Nazım’ın hayatının içine taşıyor. Romanın zaman örgüsü sonunda yeniden İzmir’e dönüyor.

Mesut Sancak bunu açılışta çok güzel anlattı:

“Romantika, Nazım Hikmet’in son otobiyografik romanı Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim için ilk seçtiği isim. Roman İzmir’de, bir kulübede başlıyor. Nazım Hikmet bizi yaklaşık yüz yıl önceki İzmir’e götürüyor. Sonra o küçük kulübeden geriye doğru açılan hatıralarla koca bir ömrün içine giriyoruz.”

Yani serginin İzmir’de açılması tesadüf değil.........

© 10 Haber