Uğur Ergun Portresi… Hariciye’den Galata’ya: İnsan Biriktiren Diplomat
Bazı diplomatları görev yaptıkları başkentlerle hatırlarız. Bazılarını müzakerelerle, krizlerle, büyükelçilik binalarıyla, protokol fotoğraflarıyla.
Uğur Ergun’u bunların hiçbiriyle sınırlamak mümkün değil.
Doğu Berlin’den Washington’a, Londra’dan Cenevre’ye; o yıllarda Büyükelçiliğimizin bulunduğu Cidde’den Doha’ya, oradan dünyanın öteki ucundaki Wellington’a uzanan sıra dışı bir Hariciye coğrafyası var arkasında.
Soğuk Savaş’ın ikiye bölünmüş Berlin’ini gördü. Washington’da süper güç diplomasisini, Londra’da eski imparatorluğun inceliklerini, Cenevre’de çok taraflı diplomasinin kendine özgü dünyasını yaşadı. Cidde’de petrolün, İslam dünyasının ve Ortadoğu siyasetinin kesiştiği yıllara tanıklık etti. Doha’da Katar henüz bugünkü küresel ağırlığına ulaşmadan Körfez’in dönüşümünü izledi. Wellington’da ise dünyanın bizim açımızdan neredeyse öteki ucuna ulaştı.
Ve bütün bunlardan sonra geldiği yer neresi?
Galata.
Bence hikâyenin en güzel tarafı da burada başlıyor.
Son diplomatik misyon: Galata
Bugün Uğur’un belki de en renkli görev yeri Galata.
Akreditasyon mektubu yok. Diplomatik nota yok. Ankara’dan talimat beklemek yok.
Ama diplomasi bütün hızıyla devam ediyor.
Galata onun küçük cumhuriyeti; kendisi de fahri dışişleri bakanı gibi.
Uğur ile sokağa çıktığınızda yalnız yürüyemezsiniz. Elli metre gitmeden birini tanır. Sizi ona tanıştırır. Biraz sonra başka biri çıkar karşınıza; onu da size tanıştırır. Beş dakika sonra birbirini hayatında hiç görmemiş dört insan aynı masada kahve içmeye başlamıştır.
Uğur’un belki de en gelişmiş diplomatik yeteneği bu:
İnsanları birbirine bağlamak.
Kim kimdir, kimin neye ihtiyacı vardır, kimin kimi tanıması gerekir; zihninde görünmez bir sosyal harita taşıyor sanki.
Bir çeşit LinkedIn algoritmasının Galata şubesi.
Ama çok daha eğlencelisi.
Çünkü algoritma sizi kahveye davet etmiyor.
Uğur ediyor.
Ağır manada rakipsiz
Bir de onu yakından tanıyanların çok iyi bildiği muzip Uğur var.
Ağır manada üstüne yoktur.
Öyle yüzünüze baka baka, son derece ciddi bir ifadeyle bir şey söyler ki ilk birkaç saniye inanırsınız. Sonra gözünün kenarındaki o küçücük parıltıyı yakalarsınız.
Ama artık geç kalmışsınızdır.
Masadakiler gülmeye başlamıştır bile.
Bence iyi mizah ile iyi diplomasi arasında görünmez bir akrabalık var. İkisinde de zamanlama önemlidir. Karşınızdakini okuyacaksınız. Nerede duracağınızı bileceksiniz. Fazla ileri giderseniz kriz çıkar; erken bırakırsanız etki yaratmaz.
Uğur her ikisinde de deneyimli.
Topu verin, büyükelçi gider futbolcu gelir
Üstelik futbolcu.
Bu yaşta topu ayağında sektirmeye başlayıp hâlâ sayıyı yükseltebilen kaç eski büyükelçi tanıyorsunuz?
Topu önüne koyduğunuzda diplomatik protokol birkaç dakikalığına sona eriyor.
Bazen düşünüyorum: Diplomatik kıvraklığının bir kısmını acaba sahada mı öğrendi?
Topu kontrol edeceksiniz. Rakibin hamlesini önceden sezeceksiniz. Boş alanı göreceksiniz. Doğru zamanda pas vereceksiniz. Bazen hücum edecek, bazen bekleyeceksiniz.
Ve en önemlisi:
Topu gereğinden fazla ayağınızda tutmayacaksınız.
Keşke uluslararası........
