menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ortadoğu Başkalarının Çizdiği Haritalarla Şekillenmeyecek

21 0
25.06.2026

Ortadoğu her büyük sarsıntının ardından aynı tartışmaya geri döner.

Bir yerlerde, Washington’da, Londra’da, Tel Aviv’de, Moskova’da ya da başka bir başkentte kapalı kapılar ardında yeni haritaların çizildiği, yeni sınırların tasarlandığı ve bölge ülkelerinin kaderinin büyük güçler tarafından belirlendiği konuşulur. Bölge devletleri ve toplumları ise çoğu zaman satranç tahtasındaki taşlar gibi tasvir edilir; sanki başkalarının yaptığı planların pasif uygulayıcılarıymış gibi.

Bu yaklaşım bana her zaman büyük güçlere gereğinden fazla kredi vermek gibi gelmiştir.

Elbette büyük devletler kendi çıkarları doğrultusunda bölgesel dengeleri değiştirmek, rejimleri dönüştürmek, yeni ittifaklar kurmak, rakiplerini zayıflatmak veya nüfuz alanlarını genişletmek isterler. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur ve bugün de farklı değildir.

Ancak bir plan yapmak ile o planı hayata geçirmek aynı şey değildir.

Bir hedef belirlemek ile sonuca ulaşmak aynı şey değildir.

Bir harita çizmek ile sahadaki gerçekliği değiştirmek aynı şey değildir.

Ortadoğu bugün gerçekten tarihi bir dönüşümden geçiyor. İran ile İsrail arasında yaşanan doğrudan çatışmalar, Gazze’de süren insanlık trajedisi, Suriye’nin belirsiz geleceği, Körfez ülkelerinin ekonomik dönüşüm çabaları, Türkiye’nin artan bölgesel ağırlığı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin değişen öncelikleri bölgenin geleceğine ilişkin temel soruları yeniden gündeme taşıyor.

Bugün dünyanın önemli başkentlerinde aynı soru soruluyor:

Yeni Ortadoğu nasıl şekillenecek?

Ancak asıl mesele haritanın nasıl görüneceği değil.

O haritanın sahada yaşayıp yaşamayacağıdır.

Çünkü tarih bize planların değil, gerçeklerin kalıcı olduğunu gösteriyor.

Haritalar Çizmek Kolaydır, Gerçeklik İnşa Etmek Zordur

Modern Ortadoğu’nun kendisi aslında tarihin en büyük jeopolitik mühendislik projelerinden birinin ürünüdür.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere ve Fransa’nın öncülüğünde şekillenen Sykes-Picot düzeni, sınırların büyük ölçüde dış güçler tarafından belirlendiği bir dönem yarattı. Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün gibi devletlerin ortaya çıkışı da bu sürecin sonucuydu.

Ancak geçen yüz yıl bize çok önemli bir ders verdi.

Haritalar devlet yaratabilir.

Ama kimlik yaratamaz.

Sınırlar çizebilir.

Ama meşruiyet üretemez.

Devlet kurabilir.

Ama toplum inşa edemez.

Sevr Antlaşması bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesi için hazırlanan bu plan, dönemin en güçlü devletlerinin desteğini arkasına almıştı. Kağıt üzerinde son derece ayrıntılı ve uygulanabilir görünüyordu.

Fakat hesap edilmeyen bir unsur vardı:

Anadolu’daki gerçeklik.

Milli irade.

Toplumsal direnç.

Liderlik.

Ve bağımsız yaşama kararlılığı.

Sonuçta Sevr, dönemin en güçlü devletleri tarafından hazırlanmasına rağmen tarihin çöplüğüne gönderildi.

Bu nedenle bugün Türkiye’de zaman zaman ortaya çıkan karamsarlığın da sınırlarını iyi çizmek gerekir.

Bir asır önce dünyanın en güçlü devletlerinin hazırladığı........

© 10 Haber