Doğal kaynaklar zenginlik yaratabilir ama asıl maden insandır
Yıllar önce uluslararası bir enerji yatırımcısıyla yaptığım bir görüşmede bana unutamadığım bir cümle söylemişti: “Bir ülkeye yatırım yaparken yeraltındaki rezervlerden önce yerüstündeki insanlara bakarız.”
O gün bu söz bana fazla idealist gelmişti. Aradan geçen kırk yılı aşkın sürede Rusya’nın enerji sahalarından Afrika’nın maden kuşaklarına, Körfez’in petrol ekonomilerinden Singapur’un finans merkezine, Çin’in teknoloji bölgelerinden Güney Kore’nin inovasyon kampüslerine kadar çok farklı coğrafyalarda çalıştım.
Bugün dönüp baktığımda o yatırımcının aslında ekonomik kalkınmanın özünü tek cümlede özetlediğini görüyorum.
Yeraltındaki Servet ile Gerçek Refah Aynı Şey Değildir
Ekonomik tarihin en büyük yanılgılarından biri doğal kaynak zenginliği ile toplumsal refahı eşitlemektir. Petrol, doğalgaz, altın veya kritik mineraller bir ülkeye gelir sağlayabilir; ancak sürdürülebilir kalkınma sağlayamaz. Refahı yaratan unsur kaynağın kendisi değil, o kaynağı yöneten kurumsal yapı, hukuk düzeni, eğitim sistemi ve teknoloji kapasitesidir.
Başka bir ifadeyle petrol zenginlik yaratabilir ama medeniyet yaratamaz.
Nobel ödüllü iktisatçıların, özellikle de kurumsal iktisat ekolünün yıllardır vurguladığı temel gerçek budur. Daron Acemoğlu ve James Robinson’un çalışmalarında ortaya koyduğu gibi ülkeleri zenginleştiren şey coğrafya veya doğal kaynaklar değil; kapsayıcı kurumlar, mülkiyet hakları, hukukun üstünlüğü ve üretken insan sermayesidir. Doğal kaynaklar kötü kurumların elinde bir nimet olmaktan çıkıp ekonomik hantallığın kaynağına dönüşebilir.
Kaynak Laneti Gerçek Bir Fenomendir
İktisat literatüründe “resource curse” yani kaynak laneti olarak bilinen olgu tam da bu durumu anlatır. Kolay elde edilen petrol ve maden gelirleri bazen ülkeleri daha yenilikçi hale getirmek yerine daha bağımlı hale getirir. Devletler vergi toplamak yerine rant dağıtmaya yönelir.
Özel sektör rekabet etmek yerine kamu kaynaklarına erişmeye çalışır. Üniversiteler araştırma yapmak yerine diplomaya dönüşür. Sonunda ülke petrol ihraç eder ama teknoloji ithal eder; maden satar ama patent satın alır.
Bugün dünyanın en büyük hidrokarbon ve maden rezervlerinin önemli bir bölümü kişi başına gelir, verimlilik ve inovasyon göstergelerinde ilk sıralarda yer almayan ülkelerde bulunmaktadır. Sorun kaynak eksikliği değil; kaynakların katma değere dönüştürülememesidir. Yeraltındaki servet büyüdükçe bazen yerüstündeki üretkenlik zayıflayabilmektedir.
Singapur’un Petrolü Yok, Ama Geleceği Var
Haritaya bakıldığında Singapur’un başarısı ekonomik mantığa meydan okuyor gibi görünür. Ne petrolü vardır, ne doğalgazı, ne de önemli bir maden rezervi. Tarım alanı son derece sınırlıdır. Buna rağmen kişi başına gelirde dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer........
