Bunca Yoksulluk, Haksızlık ve Sömürü Varken Sol Neden Hâlâ Zayıf?
Garip bir çağda yaşıyoruz.
Teknoloji şirketleri bazı devletlerden daha büyük ekonomik güce ulaşıyor. Yapay zekâ yeni servetler yaratıyor. Sermaye, dünyanın bir ucundan diğerine saniyeler içinde hareket ediyor.
Diğer tarafta milyonlarca insan çalıştığı hâlde geçinemiyor. Gençler iyi eğitim alsalar bile ev sahibi olmayı hayal etmekte zorlanıyor. Kiralar, sağlık ve eğitim giderleri ücretlerden hızlı artıyor. Orta sınıf kendisini eskisi kadar güvende hissetmiyor.
Dünya Eşitsizlik Raporu’nun en kapsamlı küresel hesabına göre en zengin yüzde 10, dünya servetinin yüzde 76’sını elinde tutuyor. En alttaki yüzde 50’nin payı yalnızca yüzde 2. Küresel gelirde de üst yüzde 10’un payı yüzde 52 iken alt yarının payı yüzde 8,5’te kalıyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre emeğin küresel gelirden aldığı pay 2014’te yüzde 53 iken 2024’te yüzde 52,4’e geriledi. Küçük görünen bu fark, çalışanlar açısından yılda yaklaşık 2,4 trilyon dolarlık gelir kaybı anlamına geliyor.
Ortada açık bir bölüşüm sorunu var.
Öyleyse bunca yoksulluk, haksızlık ve sömürü varken sol neden hâlâ zayıf?
Yoksulluk otomatik olarak sol üretmiyor
Çünkü insan yalnızca ekonomik bir varlık değildir. Dini, milliyeti, ailesi, mahallesi, güvenlik kaygıları, kültürel değerleri ve aidiyetleri de siyasi tercihini belirliyor.
Ekonomik güvensizlik arttıkça insanlar bazen sınıf kimliğine değil, millî veya dinî kimliklerine daha sıkı sarılıyor.
Eskinin fabrika işçisi, “Patron neden benim ürettiğim değerden bu kadar büyük pay alıyor?” diye sorarken bugünün güvencesiz çalışanı, “Göçmenler işimi mi alıyor, yaşam tarzım tehdit altında mı, devlet neden başkasına yardım ediyor, ülkem neden eskisi kadar güçlü değil?” diye sorabiliyor.
Ekonomik öfke ortadan kalkmadı. Öfkenin siyasi tercümanı değişti.
Fabrika–sendika–parti zinciri kırıldı
20’nci yüzyıl solunun güçlü bir toplumsal altyapısı vardı:
Fabrika, sendika ve parti.
Binlerce insan aynı işyerinde çalışıyor, aynı patronla pazarlık ediyor ve ortak çıkarlarının farkına varıyordu.
Bugünün çalışma hayatı ise parçalanmış durumda. Kurye, platform çalışanı, serbest çalışan, çağrı merkezi personeli, küçük esnaf, göçmen işçi ve işsiz üniversite mezunu aynı ekonomik güvensizliği yaşayabiliyor. Fakat kendilerini aynı sınıfın üyeleri olarak görmüyorlar.
Ortak sıkıntı var; ortak kimlik ve örgüt yok.
Sol biraz da kendi başarısının kurbanı oldu. Emeklilik, sosyal güvenlik, sendikal haklar, kamusal eğitim ve sağlık hizmetleri bir zamanlar radikal taleplerdi. Bunların önemli bölümü zamanla ana akım devlet düzenine girdi.
Ardından birçok merkez sol parti piyasa ekonomisiyle büyük ölçüde barıştı. Sağ ile sol arasındaki ekonomik sınırlar bulanıklaşınca seçmen haklı olarak sormaya başladı:
“Ekonomi politikaları bu kadar benziyorsa neden özellikle sola oy vereyim?”
Dünya siyasi haritası sağa kayıyor
17 Eylül 2026 itibarıyla dünyanın siyasi ağırlık merkezinin sağa kaydığı görülüyor.
ABD’de Trump ve Cumhuriyetçiler, Hindistan’da Modi ve BJP, Japonya’da muhafazakâr yönetim, Türkiye’de muhafazakâr-milliyetçi iktidar bloku öne çıkıyor. Rusya milliyetçi-otoriter bir çizgide ilerliyor.
Çin’i ise Avrupa tipi sağ-sol cetveliyle ölçmek yanıltıcıdır. İktidardaki partinin adı Komünist Parti olsa da Çin; devlet kapitalizmini, özel girişimi, piyasa mekanizmalarını, milliyetçiliği ve sıkı siyasi kontrolü aynı sistem içinde birleştiriyor.
Avrupa’da Almanya, İtalya, Macaristan, Yunanistan ve Finlandiya gibi ülkelerde sağ veya merkez sağ öncülüğündeki yönetimler güçlü. 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ECR, Patriots for Europe ve ESN toplam 187 sandalye kazandı. Bu, 720 sandalyenin yüzde 26’sı ve sert sağ açısından tarihî bir ağırlık. Merkez sağ EPP de 188 sandalye ile en büyük grup oldu.
Latin Amerika’daki “pembe dalga” da geri çekiliyor. Arjantin’de Milei, Şili’de Kast, Peru’da Fujimori ve Kolombiya’da De La Espriella sağın yükselişini temsil ediyor. Suç, göç, enflasyon ve devlet kapasitesi tartışmaları ekonomik eşitsizliğin önüne geçebiliyor.
Orta Doğu’da klasik sağ-sol ayrımı daha da yetersizdir. Körfez monarşileri, İran’ın teokratik düzeni, Mısır’ın otoriter-milliyetçi sistemi ve İsrail’deki sağ iktidar aynı sepete konamaz. Ancak bölgede demokratik ve emek temelli sol iktidarların belirleyici olmadığı açıktır.
Peki sol nerelerde iktidarda?
Sol tamamen kaybolmuş değil.
Avrupa’da İngiltere’de İşçi Partisi, İspanya’da sosyalistlerin öncülük ettiği koalisyon; Norveç, Danimarka, İzlanda ve Malta’da sosyal demokrat veya İşçi Partili yönetimler bulunuyor. İsveç’te merkez sol 17 Eylül seçiminde 176’ya karşı 173........
