Bir Croissant’tan 246 Çeşit Peynire: Fransa’yı Sofrada Anlamak
Bir ülkeyi anlamak için her zaman anayasasına, bütçesine ya da dış politikasına bakmanız gerekmez.
Bazen kahvaltı masasına oturmanız yeterlidir.
Fransa bunun en güzel örneklerinden biri.
Nice’te sabahları köşedeki boulangerie’den sıcak ekmek alanları, küçük bir kafede espresso içerken gazetesini açanları izliyorum. Masada çoğu zaman pek bir şey yok: kahve, biraz ekmek, tereyağı, reçel. Belki bir croissant.
Bir Türk olarak insanın aklına ister istemez geliyor:
“Gerisi nerede?”
Çünkü bizim kahvaltı anlayışımız başka bir medeniyet.
Peynirler, zeytinler, domates, salatalık, yumurta, bal, kaymak, reçel, börek, simit…
Bir Fransız’ı iyi hazırlanmış Ege kahvaltısına oturtsanız önce hayran kalır, sonra masaya bakıp hafifçe tedirgin olabilir:
“Bunların hepsini şimdi mi yiyeceğiz?”
Biz de Fransız kahvaltısına oturunca tersinden aynı şaşkınlığı yaşarız:
“Kahvaltı ne zaman geliyor?”
Küçük Kahvaltı, Büyük Öğle Yemeği
Fransızların kahvaltıya verdiği isim bile meseleyi özetliyor:
Le petit déjeuner.
Küçük kahvaltı.
Gündelik Fransız kahvaltısı çoğu zaman ekmek, tereyağı, reçel ve kahveden ibaret. Croissant ise kartpostallarda göründüğü kadar günlük bir mecburiyet değil; daha çok hafta sonunun, misafirin ya da insanın kendine verdiği küçük ödülün parçası.
Çünkü gastronomik ağırlık merkezi sabah değil, öğle yemeği.
Londra’da sandviçi bilgisayarın başında yiyen beyaz yakalıya karşılık Fransız, özellikle küçük şehirlerde, masaya oturuyor. Yiyor, konuşuyor, kahvesini içiyor, sonra işe dönüyor.
Verimlilik tablolarında bunun karşılığı belki yoktur.
Ama hayat kalitesinin Excel tablosu zaten hiç........
