Siyasete bayram molası: Bir tuhaf sağlık sorunum var, bilmek ister misiniz?
Siyasete bayram molası: Bir tuhaf sağlık sorunum var, bilmek ister misiniz?
Sosyal medyada hastane yatağından fotoğraf paylaşanlara fena halde sinir oluyorum.
Bana göre yemek sofrası paylaşmaktan daha beter bir şey bu: Bize ne senin hastalığından demek geliyor içimden her seferinde.
Ama şimdi, bu arefe gününden başlayarak sağlık, tıp, hatta bir ucu felsefeye uzanan bir yazı dizisine başlarken benzer bir utanç içindeyim. Çünkü konuya kendi sağlık sorunumla başlayacağım. Ama inanın bir teşhircilik peşinde değilim, umarım yazı dizisinin sonunda neyin peşinde olduğumu anlatabilmiş olurum.
***
Spor, çocukluğumdan itibaren hayatımın bir parçası oldu.
Herkes gibi mahallede futbol oynadım. Çok yetenekli değildim, takımlara hep en son seçilen/alınan oyuncuydum ama futboldan zevk aldım.
Ortaokul ve lisede basketbola yöneldim. O yaştan sonra ‘fundementals’ adı verilen temel şeyleri öğrenmek kolay olmadı ama becerebildiğim kadar yaptım. Okul takımları bittikten sonra da amatörce basketbol oynamayı sürdürdüm.
Yüzmeye merakım bir sağlık sorunundan sonra başladı. Belimdeki rahatsızlığı gidermem için doktorlar darbeli sporlardan (basketbol) uzaklaşmam gerektiğini ve sırtüstü yüzmeye başlamamı önerdiler.
Tabii yüzme daha çok yaz aylarında yapılabilen bir şey, o zamanlar bugünkü kadar çok ısıtmalı kapalı havuz yoktu. Geri kalan zamanlarda da yürümeye (doktorum koşmamı istemiyordu) başladım.
Salgın zamanı sabah yürüyüşlerini bıraktım, salgın bitip de yeniden yürümeye başladığımda ise size anlatacağım tuhaf sağlık sorunum başladı.
Bir sabah, yürüyüşümün hemen hemen beşinci kilometresinde sol ayak tabanım sanki şişti ve karıncalandı. Durdum, bir banka oturup ayakkabımı çıkardım. Bir dakikadan kısa sürede o his sona erdi. Yürüyüşümü tamamladım ama dönüş yolunda yeniden aynı his başladı. Çok rahatsız ediciydi.
Başlangıçta ayakkabım, hatta çorabım yüzünden olduğunu düşündüm, bağcıkları gevşeterek ve nihayetinde yeni bir ayakkabı alarak çözmeye çalıştım ama düzelmedi. Bir ortopediste gittim, sorunuma hiç anlam veremedi, bir şey de önermedi.
Derken yine yürüyüş sırasında bu kez sol bacağımdaki ‘calf’ adı verilen diz altındaki kas grubuna dayanılmaz bir ağrı girdi. Durdum. Ağrı geçti. Biraz daha yürüdüm, yeniden başladı.
Bu kez bir spor hekimine gittim. Hekim önce beni bazı tıbbi teşhislere yönlendirdi. Örneğin bel MR’ım çekildi, bacağımdaki dolaşım sistemi için ultrason çekildi. Her ikisi de gayet normal çıkınca, spor hekimim bir teşhis koyamadığını dürüstçe söyledi, bir süre fizik tedavi önerdi. Fizik tedaviden de bir sonuç alamadım, yürürken bacağım ağrımaya devam etti, üstelik ağrının girdiği yürüyüş süresi de kısalmaya başladı.
Ağrı o kadar dayanılmazdı ki sonunda beni yürümekten korkar hale getirdi. Felaket biçimde hareketsiz kaldım.
Bir başka ortopediste gittim. O ünlü bir isimdi ve uzmanlığı da “topuk dikeni” idi. Sanırım baktığı her rahatsızlıkta da topuk dikeni görüyordu. Bana ayak tabanımım........
