menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin Kritik Zamanlarının Arka Plana İtilmiş İsmi: Ali Fuat Cebesoy

68 0
28.06.2026

Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin Kritik Zamanlarının Arka Plana İtilmiş İsmi: Ali Fuat Cebesoy

Haftalardır burada Cumhuriyet’in ilk dönemleri, hatta ondan kısa süre öncesine dair tarihle ilgili yazılar yazıyorum.

İtiraf edeyim; bu yazıları yazmamın arka planında, ProgresifTr adlı web sitesi için iki akademisyenin, İlker Aytürk ve Berk Esen’in YouTube’da da yayınlanan “Başka Bir Türkiye Mümkün Müydü?” başlıklı son derece kafa açıcı sohbetleri en önemli motivasyon kaynağım oldu. (Henüz iki bölümü yayında, birinci bölüm burada, ikinci bölüm ise burada.)  Tabii yazmaya uğraştığım “Çocuklar İçin Atatürk” biyografisi nedeniyle içim dışımın Atatürk dolu olması da bir başka itici faktördü.

Bizler maalesef Cumhuriyet tarihini, hele hele kuruluş dönemi tarihini iyi bilmiyoruz. İyi bilmemek de değil sorun, çoğunlukla yanlış biliyoruz. Bizim bildiğimiz tarih anlatısı, çoğu zaman ve durumda bize yaşananların ve gerçeğin sadece bir bölümünü aktarıyor.

Aktarılan bölüm, daha Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren oluşturulan bir mitolojiye dayanıyor; bu mitolojiyle çelişir gibi gözüken veya mitolojiyi hafif de olsa lekeleyeceği, gölgeleyeceği sanılan konular ya tamamen es geçiliyor ya da gayet bilinçli biçimde arka planda unutulmaya terk ediliyor.

Tarihe Objektif Bakabilme Olgunluğu

Bugün aradan 100 yıldan fazla zaman geçti ve biz Cumhuriyetimize, Mustafa Kemal Atatürk’ün oynadığı büyük role, onun kurucu karakterine, onun başarılarına çok daha objektif gözle bakabilecek olgunluğa sahip olmalıyız.

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı da, Cumhuriyeti de, devrimleri de tek başına yapmadığını söylemek bence onu küçültmez, rolünü de azaltmaz. Benzer şekilde, aslında ilk olarak bizzat Atatürk tarafından “gerici”, “Cumhuriyet karşıtı” diye ilan edilen isimlerin Atatürk’ün Nutuk’ta bize anlattığı gibi insanlar olmadıklarını söylemek de Atatürk’ü küçültmez, onun tarihimizdeki önemini azaltmaz.

Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyetin kurucuları arasında yer almalarına rağmen öyküleri bilinçli olarak arka planda bırakılmış isimler (Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele vb.) içinde benim en çok ilgimi çeken insan Ali Fuat Cebesoy. Bu tamamen sübjektif bir seçim; Ali Fuat Paşa diğerlerinden daha önemli olduğu için değil, ilk bakışta benim daha fazla ilgimi çektiği ve çok kritik durumlarda çok kritik roller oynadığı için öyle.

Köklü Bir Aileden Harp Akademisine

Ali Fuat Paşa ile ilgili bilmemiz gereken ilk önemli şey, onun “Osmanlı soylusu” denebilecek, üst düzey bir aileden geliyor olması. İstanbullu ve Kuzguncuk’ta bir yalıda büyümüş bir isim Ali Fuat Cebesoy.

Babası İsmail Fazıl Paşa, unvanından anlaşılacağı gibi asker ve sonra da Osmanlı hükümetlerinde bakan; annesi Zekiye Hanım ise 93 Harbi’nde Osmanlı’nın Tuna Orduları Komutanı Müşir Mehmet Ali Paşa’nın kızı. Gerek anne tarafından gerek baba tarafından ailenin diğer mensuplarını saymaya kalksam burada yerim yetmez; ama Halikarnas Balıkçısı’ndan Nâzım Hikmet’e kadar uzandığını söyleyeyim.

Ali Fuat Cebesoy, babasının görev yeri sebebiyle eğitim hayatına Erzincan’da başlıyor ama hemen ardından İstanbul’a, Moda’daki St. Joseph Fransız Lisesine geliyor. Ardından harp okulu ve harp akademisi yılları…

Sınıfsal Farklılıklara Rağmen Sıkı Bir Dostluk

Atatürk, Selanikli, orta hatta orta-alt sınıf bir aileden geliyor. Bazıları Atatürk’ün bu sınıfsal kökeninin Cumhuriyet’in kuruluş döneminde önemli etkiler yarattığını söyler. Mustafa Kemal ve Ali Fuat, harp okulunda tanışıyor ve çok yakın birer arkadaş oluyorlar. O kadar ki hafta sonları Mustafa Kemal, arkadaşı Ali Fuat’ın ailesinin yalısında kalıyor.

Bu dostluk sadece öylesine bir arkadaşlık değil; fikirleri, Osmanlı’ya ve dünyaya bakışları da birbirine benziyor. İkisi de beraber piştikleri savaşların sonunda Türklük fikrinin bu ülkeyi ayakta tutacağına, Arapların tutumunu gördükten sonra İslam’ın böyle bir yapıştırıcı etkisi olmayacağına kanaat getiriyor.

Kurtuluş Savaşı’nın Bel Kemiği: 20. Kolordu

1918’de Mondros Mütarekesi imzalandığında Mustafa Kemal, Filistin’i ve Suriye’yi büyük bir bozgunla kaybetmiş olan Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına atandı. Bu ordu grubunun iki ordusundan biri olan ve artık kalıntı halindeki 7. Ordu’nun vekaleten komutanı, 20. Kolordu’nun Komutanı Tuğgeneral Ali Fuat Cebesoy’du.

Cebesoy ve Mustafa Kemal, daha mütarekenin ilk anından itibaren emirlerindeki orduların dağılmaması, silahlarını teslim etmemesi için uğraştılar. Cebesoy’un büyük ölçüde korumayı başardığı 20. Kolordu, daha sonra yapılacak Kurtuluş Savaşı’nın bel kemiğini oluşturdu. Cebesoy, kolordusunu İngilizlerin bütün engellemelerini aşarak Ankara’ya nakletti.

Şişli’deki Ev ve Gizli Toplantılar

1918 Kasım ayında Mustafa Kemal, İngilizlerin İskenderun’u işgaline izin vermek istememesi ama İstanbul’un izin vermesi üzerine Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığından istifa edip İstanbul’a geldi. Haydarpaşa’da trenden indiğinde gördüğü müttefik donanmasına bakıp “Geldikleri gibi giderler” dediğini hepimiz biliyoruz.

Önce Akaretler’de annesinin de yaşadığı evde, ardından Şişli’de tutulan daha büyük bir evde........

© 10 Haber