Bilim insanı sosyal medya zehiriyle zehirlendiğinde
Bilim insanı sosyal medya zehiriyle zehirlendiğinde
Daha önce burada övgüyle söz etmiştim, Türkiye’nin yeni nesil akademyasının hiç değilse bir bölümünün görüşlerini gündelik siyaset diline de çevirerek aktaran, seviyeli entelektüel tartışmalara yer veren güzel bir site var: Progresif.
Adından da anlaşılacağı gibi ‘ilerici’ veya ‘gelişmeci’ akademisyenler ve görüşler bu sitede kendine daha fazla yer buluyor ama olsun, daha muhafazakâr görüşleri okuyabildiğimiz, o cenahtaki seviyeli tartışmaları izleyebildiğimiz başka siteler de var nasıl olsa.
Bu sitenin editörlerinden Abdullah Esin’in iki önemli akademisyen, Berk Esen ve İlker Aytürk’le birlikte ‘Başka Bir Türkiye Mümkün Müydü?’ başlığıyla başlattığı video serisinden de söz etmiştim geçmişte. Programlarda moderatör olarak Abdullah Esin, ‘revizyonist tarihçi’ diyebileceğimiz sorular soruyor; bu sorular üzerine Berk Esen ve İlker Aytürk de görüşlerini açıklıyor. Kafa açıcı bir video serisi, vakti olan meraklısına bir kez daha tavsiye ederim. (Birinci bölümü burada, kalan iki bölümü de siz bulursunuz nasıl olsa, seri henüz bitmedi.)
Bu programın katılımcılarından İlker Aytürk, zamanında Birikim dergisinde çok ses getiren ‘Post-Kemalizm’ makalesini yazan ve bu tartışmaları başlatan isim zaten. Şimdi Tanıl Bora ve Özgür Emrah Gülen’in yeni yayımlanan ‘Kemalizmin Solu, Aydınlanmanın Sağı’ kitabı bağlamında başlayan Post-Post-Kemalizm tartışması da renkli, sağlıklı, güzel bir tartışma bana kalırsa.
Fakat tabii takdir edersiniz ki böyle konular öyle arkasından milyonları sürükleyen konular değil. Dediğim gibi ‘Yetmez Ama Evet’ dendiğinde bir sürü insan konuşabilir ama ‘Post-Kemalizm’ dendiğinde kafalar karışır, meydan akademik dili olanlara kalır.
Nitekim sitedeki videolara bakıyorum; ya birkaç bin kişi izlemiş ya da o kadar bile değil. Ne yapacaksınız, memlekette böyle konularla bu incelikte ve akademik dürüstlük ve medeniyette konuşmak çok iş yapmıyor.
Akademik dünya ve onun tartışmaları, sadece Türkiye’de değil dünyanın dört bir yanında toplumların en popüler tartışmaları değil. Ama tabii bu durum o tartışmaların önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.
Neyse, derdim akademisyenlerin konuşmalarının daha popüler olması değil.
Derdim; kendi alanlarında kaldıklarında sınırlı bir erişimle yetinen akademisyenlerin sosyal medyada boy göstermeye başlaması, bir yandan sosyal medyanın artık klasikleşen gündelik sabun köpüğü kavgalarında yer alması, bir yandan da o sosyal medyayı bütün dünya zannedip ona olduğundan fazla önem atfetmeye başlaması.
Herkes konuştuğu, üzerinde at koşturduğu alanın en önemli alan olduğunu ve kendi söylediklerinin başka herkesin görüşünden daha iyi, daha üstün olduğunu düşünür. İnsan doğası bu.
Ama sizin sosyal medyada yazdığınız 140 karakterle dünya yerinden oynamaz; hatta dünyanın bundan haberi bile olmaz çoğu zaman. Sadece sosyal medya şirketinin algoritmasının sizin........
