Soyadı değişirse ne değişir?
Duyduk duymayın demeyin. The Wolf of Wall Street ile yıldızı parlayan, Harley Quinn’le popüler kültür ikonuna dönüşen, Barbie ile dünyanın en tanınan oyuncularından biri olan Margot Robbie, on yıllık evliliğin ardından soyadını değiştirerek kocası Tom Ackerley’nin soyadını aldı. Margot Ackerley oldu.
Söylemesi de gayet güzel. Kamusal hayatında Margot Robbie adını kullanmaya devam edecek ama özel ve resmi hayatında artık Ackerley.
Tabii karar hemen tartışma yarattı. Gelenek şöyle, ataerkillik böyle, kadının bireysel tercihi vesaire vesaire.
Margot, kendi adı dünyanın her yerinde bilinen bir marka. Kariyerini kocasının adıyla kurmuş değil. Ekonomik veya mesleki olarak kendisine bir kimlik sağlayacak erkeğe ihtiyacı olduğu söylenemez.
Üstelik yeni evlenmiş de değil. Yaklaşık on yıldır evli ve bütün bu yıllardan sonra Ackerley soyadını kullanmaya karar veriyor.
Zorunda olmayan bir kadın neden kocasının soyadını almak ister?
Ben bunları okurken Margot Robbie’den çok kendimi düşünmeye başladım. Çünkü ben de evlenince İrem Bir oldum. Hattat soyadını tamamen bıraktım.
Neden?
Romantik geldiği için mi? “Biz artık bir aileyiz” hissini sevdiğim için mi? Aidiyet duygusu mu hoşuma gitti? Belki hepsi.
Ama sonra insanın kafasına şu soru takılıyor. Kendi soyadını korumakla feminist olmanın, kocasının soyadını almakla daha az feminist olmanın ne alakası var?
Ben düğünün ertesi sabahı daha az bağımsız bir kadın olarak uyanmadım. Fikirlerim değişmedi, kararlarımı kocama........
