menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

45 yıllık ‘Keşke’ şarkısı nasıl benim bu yaz şarkım oldu?

128 0
07.06.2026

Önce Instagram’da bir Rus kadının paylaşımında dinledim bu şarkıyı…

İtalya’da Como gölünün görüntüleri üzerine yüklemişti…

Adı “Come Vorrei…”

Çok iyi bildiğim bir şarkı…

Ta 1981’de dinlemiştim ilk defa.

Ricci e Poveri adlı bir İtalyan topluluğu söylüyordu.

Karartılmış gece ve gündüzlerin şarkısı

12 Eylül’ün karanlık günlerini aydınlatan şarkılardan biriydi.

Sokağa çıkma yasaklarının olduğu, karartılmış gece ve gündüzlerimizin şarkısıydı. 

İşlerimizi kaybetme korkusu ile yaşadığımız günlerdi.

Müzik bizi kurtaran şeylerden biriydi.

Video kasetlerde ilk müzik klipleri başlamıştı.

Korsan video filmler bizi dünyaya bağlayan en sevdiğimiz teknolojiydi.

12 Eylül’de sırrını çözemediğimiz şarkı

“Come Vorrei”, “Nasıl da isterdim” diye bitmekte olan bir ilişkiyi anlatıyordu.

Neşeli melodisine rağmen aslında oldukça melankolik bir ayrılık ve özlem şarkısıydı. 

1980’lerin İtalyan popunda en romantik eserlerden biri kabul edilir.

Ece Ayhan okuyan biri bu sözleri sevebilir mi? 

Nakaratı şöyleydi:

“Nasıl da isterdim sevgilim, 

beni benim seni sevdiğim gibi sevmeni. 

Bu hüzünlü akşamın sensiz geçmemesini. 

Gidip giden bu aşkın, 

güneşte eriyen kar gibi yok olmamasını…” 

Ece Ayhan, Cemal Süreya, Sezai Karakoç okuduğumuz yıllardı.

Aslında genç snop edamızın dudak büküp, ti’ye alacağı sözlerdi bunlar. 

Yine de seviyorduk.

Gizli gizli seviyorduk Akdeniz şarkısının bu arabesk hüznünü…

Yasak siyasetin aylak bıraktığı dimağım soruyordu

Siyasetin yasaklanmasıyla aylak kalan zihnim, çok düşünüyordu o günlerde bu şarkıları sevmem üzerine…

İnkar edemediğim bir yanımdı bu Akdeniz arabeski benim.

Çözemediğim bir muamma, bir çelişkiydi.

Şarkının sözleri hüzünlü, ama müziği neşeliydi.

Darbenin korkusu, baskısı, özgürlüklerimizi  elimizden almıştı ama, 1970 “Devrimcilerinin” bağnaz kasaba ve mahalle baskısı kalktığı için, zihnimizin bir yanı da özgürleşmişti.

Bizi kurtaracak olan işte bu içgüdüsel çelişkiydi

Bir yanımız hüzünlüydü ve korkaktı, ama bir yanımız da çok cüretkardı; neşelenmek, eğlenmek istiyordu.

İçgüdüsel biçimde hissediyorduk bizi ancak bu çelişkili, ikiye bölünmüş ruh halimizin hayatta tutacağına.

Aklımızda hapise giren efsane devrimcilerin sözleri vardı.

“Hapse girdiğinde ilk vazifen  hayatta kalmaktır…”

45 yıl sonra aynı şarkı yine........

© 10 Haber