Kendini avutarak yaşamak üzerine II: İlgisizliğin İlgi Olması
Levinas’ın düşüncesinde başkasıyla karşılaşmak, yalnızca birini görmek değildir.
Her yüz, insana bir çağrı getirir.
İnsan o çağrıya cevap verdiği anda sorumluluk denilen şeyle karşılaşır.
Etik, tam da bu yüz yüze karşılaşmada başlar.
Beni en çok irkilten, çağımızın becerisi burada ortaya çıkıyor:
Başkasını görmek ama onun çağrısını duymamak.
Böylece yaşayıp gidenleri çevremde görüyor, orada burada o kafayla yazılmış sosyal medya yazılarına rastlıyorum.
Üstelik görmedikleri için de değil bu durum. Fazlasıyla gördüklerini düşündüğüm insanlarca yapılıyor bu tuhaflık.
Kim kiminle birlikte, kim ayrılmış, kim ne giymiş, kim nerede tatil yapmış, kimin yüzü değişmiş, kimin evi büyümüş, kimin çocuğu ne yapmış…
Başkalarının hayatına hiç olmadığı kadar yakınız.
Ama birbirimizin hayatına hiç olmadığı kadar uzağız.
Birinin yalnızlığını gerçekten merak etmiyoruz ama yalnızlığının fotoğrafına bakıyoruz.
Birinin hastalığını kendimize dert etmiş gibi sormuyoruz ama haberini okuyoruz.
Birinin evliliğinin dağıldığını öğreniyoruz ama sıkıntılı günlerinde yanında durmak yerine, olmadıkları yerlerde yanlışın kimde olduğunu konuşuyoruz.
Birinin işsiz kaldığını biliyoruz ama neye ihtiyacı olduğunu, bir şeyler yapabilmek için sormuyoruz.
Birinin yaşlandığını görüyoruz ama yaşlılığının yüküne yaklaşmak istemiyoruz.
Başkasının hayatına ilişkin bilgimiz çoğalıyor sadece.
İlgiden anladığımız artık bu.
Bana öyle geliyor ki, başkalarının hayatına karşı ilgimiz değil, ilgisizliğimiz biçim değiştirdi.
Yaşanan şey, yaşam tarzına dönüşen şu tuhaflık:
İlgisizliğin ilgi olması.
İnsanların başkalarının hayatına ilgisi azalmadı.
İlginin kendisi değişti.
Artık yaklaşmadan ilgilenebiliyoruz.
Dokunmadan.
Sorumluluk gerekliyse yanına bile uğramadan.
Kısa bir mesaj, birkaç kalıp cümle, arada yapılan bir telefon, “Nasılsın?” diye sorup cevabını beklemeden kapatmak…
Bunlar merhametin, vicdanın ve sorumluluğun yerine geçti.
“Aradım ya.”
“Mesaj attım.”
“Geçmiş olsun dedim.”
Böylece bir insanın zor duruma düşmüş hayatına hiç girmeden, uzaktan onun hayatıyla ilgilenmiş olduğumuzu düşünüyoruz.
Sonra o insanın hayatı hakkında saatlerce konuşabiliyoruz.
Yazılar döşeniyoruz.
Yorumlar yapıyoruz.
Hükümler veriyoruz.
Eğlenceli haber yazmayı hâlâ marifet sanan gazeteciyle, o haberi iştahla okuyan insanı aynılaştıran şey de........
