Dikkat ve Özgürleşme
İnsanlara uzun zamandır aynı çağrı yapılıyor.
“Bildiklerini unut”. “Bildiğinden şaş”. “Ezberlerini boz”. “Kendini yeniden keşfet”.
Bu cümleler ilk anda insana ferahlık veriyor.
Çünkü alışkanlıkların sertliğine karşı bir yumuşama vaadi taşıyor.
İnsan zihninin kapanabileceğini, tekrarın düşünceyi daraltabileceğini hatırlatıyor.
Bu yüzden bu çağrı, çoğu zaman “yenilenmenin, özgürlüğün dili” gibi duyuluyor.
Gerçekten de insan bazen bildiğinden şaşmalı.
Yanıldığını fark etmeli.
Yeni bir bilgiyle karşılaştığında eski kanaatini bırakabilmeli.
Düşünce, yerinde sabit kalmamalı.
Ama bu çağrının yanında bir başka gerçek de var.
Günümüz dünyası yalnızca düşüncelerimizi değiştirmemizi istemiyor.
Dikkatimizi de yönlendiriyor.
Ve asıl kırılma başlıyor.
***
Kime göre bildiğimizden şaşacağız?
Bu soru ister istemez geliyor aklımıza.
Çünkü değişim çağrısı pek nötr bir yerden gelmiyor.
Bazen “özgürleşme” gibi görünen şey, “başka bir yönlendirme biçimi” oluyor.
Peki deyip, düşüncelerimizi değiştirebiliriz. Beğenilerimizi değiştirebiliriz. Kendimizi yeniden tanımlayabiliriz.
Ama dikkatimize tutulan pusula el değiştirmiyor.
Ona uyarsak, herkes neye heyecanlandırılıyorsa oraya yöneliyoruz biz de. Herkes nereye bakıyorsa oraya bakıyoruz. Herkes neyi konuşuyorsa onu konuşuyoruz.
Bu durum ilk bakışta doğal da görünüyor.
Fakat biraz yakından bakınca başka bir şey ortaya çıkıyor.
Düşünceyi özgür bırakma çağrısı yapan, ama “dikkati daraltan bir düzen” var.
Bir bakıma yeni hâline, ona sadık müşterileri gibi bizi gene bağlı tutmak istiyor.
İnsan önce bakıyor. Sonra görüyor. Sonra anlam veriyor. Sonra düşünüyor.
Bu sıralama değişmediği sürece, her şeyin başlangıç noktası olarak gene sahip çıkılması gereken dikkat kalıyor.
Bu yüzden soru yavaş yavaş başka bir yere kayıyor.
Gerçekten bildiğimizden mi şaşıyoruz? Yoksa bize gösterilen yerlerin arasında mı hareket ediyoruz?
***
“Dikkat”in ekonomi politiği
Bir zamanlar güç, toprakla ölçülüyordu. Sonra üretimle. Finansla. Sonra bilgiyle.
Bugün ise başka bir şey öne çıkıyor: Dikkat.
Çünkü bilgi artık eksik değil. Aşırı bol. Her yerde ve sürekli akıyor.
Asıl sınırlı olan, bu akışın içinde neye bakacağımıza karar verebilme kapasitesi.
Gün yirmi dört saat. Zihin sınırlı. Odak sınırlı.
Bu yüzden dikkat, “ekonomik bir değer” hâline geliyor.
Artık sistem doğrudan ürün satmıyor.
Bir süre satıyor. Bir bakış (zihinsel tavır) satıyor. Bir duraksama satıyor. Bir ekran başında kalma süresi satıyor.
Sonra bu ‘süre’ alışkanlığa dönüşüyor.
Alışkanlık böylece -pusula sahibine göre- yön değiştiriyor.
Yön değişimi, fark edilmeden yeni bir gerçeklik kuruyor.
Büyük küresel etkinlikler daima bu dikkat alanının merkezinde yer alıyor.
O yüzden bir futbol turnuvası yalnızca spor değil artık.
Dünya batsa, bir kesimin dikkati ondan kopmuyor.
Şu sıra olduğu gibi.
Aynı anda milyonlarca insanın........
