Beyhudelik, Akşam Mahzunluğu
“Denize bakmadan yazdıkça/
kaleminin ucunun titrediğini duyuyor/
deniz fenerlerinin yakıldığı andır bu.”
— Yannis Ritsos
Gün bitmeye dönünce insanın yalnızlığını daha derinden hissetmesi, “akşam mahzunluğu” denilen karmaşık bir duygu.
Gündüzün içinde dağılan şeyler, akşam olunca yeniden toplanır.
Ev sessizleşir.
Telefon susar.
Yapılacak işler azalır.
Oyalanmalar burukluğu örtmeye artık yetmez.
İnsan, belki yalnız olduğunu değil, yalnız kaldığını hissediyordur içinde yükselen hüzünle.
Öyle bırakılışını belki.
Bunu yaşıyor olacağını tahmin edebileceklerin o sırada kim bilir hangi ayrı dünyalarda oluşlarını.
Mahzunluk biraz da budur.
Mahzunluk, kabul etmekte sıkıntı çekmektir.
Eksilen birinin, boşalan bir yerin, artık dönmeyecek bir sesin, içinizdeki bir boşluğun akşamla birlikte daha belirginleşmesidir.
Belki bu yüzden akşamları bazı insanlar daha çok suskunlaşır.
Yahya Kemal’in Kandilli İhtiyarlarında güneşin batışını seyreden o insanlar gelir akla.
Hayatın geçip gitmekte oluşunu seyrediyordur onlar.
Bir şey söylemek gerekmiyordur.
Gün zaten söyleyeceğini söylemektedir.
Şairin “melâli tanımayan nesil” diye yakındığı şey de biraz buna benzer.
Melal, yalnızca üzülmek değildir.
İnsan hayatının içinden geçtiği şeylerin ağırlığını, geçiciliğini fark etmektir.
Belki bugün eksilen........
