menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sevgili günlük…

35 0
03.03.2026

24 Şubat, Berlin

Doğu Alman polisiyeleri okumaya başladım. Doğu Berlin’de geçen. Elbette Batılı gözlüklerle yazılmış olan ve o dönemi, reel sosyalizmin bütün hatalarını abartarak anlatan ve örneğin sağlık ve eğitimin herkese ücretsiz olduğu gibi gerçekleri es geçen taraflı eserler bunlar. Bütün bunları bilerek okuyorum bu romanları. Ama o karanlık dünya, en azından polisiye romanlarda çok ilgimi çekiyor. O belirsizlik, o geleceğin nasıl olacağıyla ilgili bilinmezlik, insan ruhlarına sinen melankolik karanlık. Elbette bu sayede insan doğasının çırılçıplak ortaya serilebilmesi.  

Bugün eve temizliğe geldiler. İki Sırp kadın. Nazlı buldu bu iki kadını. Anne-kız. O kadar hızlılar ki, üç saatte bizim birkaç ayda berbat hale getirdiğimiz evi tertemiz yaptılar. Nazlı ilginç bir kadın. İstanbul’dan yıllar önce çıkıp İngiltere, İrlanda dolaşıp, oralarda bar, restoran filan işletmiş ve ardından kendisine uygun şehrin Berlin olduğuna karar vermiş. 

Benim sık sık gittiğim, daha önce sözünü ettiğim ‘1480 Berlin’ adlı Alman birahanesinde garson olarak çalışıyor şimdi. Beni kitaplarımdan, FluTV’den takip ettiğini söyledi ve arkadaş olduk kısa sürede. Onun sayesinde iki dağınık erkeğin sorunu çözüldü. 

Bir de Buse var. Mimarlık eğitimini Viyana’da aldıktan sonra birkaç yıl önce Berlin’de çalışmaya başlamış. Geçen seneki ‘Günler’de ondan kısaca bahsettiğimi anımsıyorum. O da bize usta gönderdi ve evdeki ufak tefek ama önemli tamiratlar yapılabildi. Ayrıca bu hafta bize perde seçmemizde yardım edecek sanırım.

Bu arada bu seneki ‘Berlinale’nin sürprizi İlker Çatak ve Emin Alper oldu. Biri Altın Ayıyı, diğeri Gümüş Ayıyı kazandı. Bugün Emin Alper’in yaptığı konuşmanın yeterli olmadığını ve neredeyse hiçbir işe yaramadığını iddia eden bir yazı gözüme çarptı online gazetelerden birinde. 

Bir yönetmenin hayatındaki, en azından o zamana kadarki en önemli ödülü aldığı törende yaptığı konuşmanın içeriğinin bağlamsal olarak doğru olmadığını iddia eden insanların bu tutumlarının haset içerdiğini düşünüyorum açıkçası. Emin Alper sanatıyla, sinemasıyla derdini anlatan biri ve siyasi mesajlarını iletmek için başka mecraları kullanıyordur büyük olasılıkla. Ya da kullanmıyordur. Bizi ilgilendirmez. Birinin neyi nasıl yapması gerektiği üzerinden bir şeyler söylemek yerine, kendi derdini kendi kelimeleriyle anlatmayı denese keşke insanlar. 

Birini yaptığı ya da yapmadığını düşündüğümüz bir şey üzerinden eleştirerek bir şeyler anlatmak kolaycılığından kurtulmak gerekiyor. Böyle yapıldığında insanın aklına sadece şu geliyor: Acaba Emin Alper bu kadar ön plana çıkmasaydı onun bu düşüncelerini eleştirmek aklına gelecek miydi söz konusu kişinin? Bu bir fırsatçılık gibi durmuyor mu? Hatta benim bu yaptığım bile benzer bir şey değil mi son tahlilde? 

25 Şubat, Berlin

Hep değerler değerler deyip duruyorum. Bu konuda en azından adam gibi........

© 10 Haber