menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çağrılmayan Yakup ya da Puslu Aynadaki Yüz

20 0
08.07.2026

Daha hiç çağrılmadım

Biri olsun “Yakup!” diye seslenmedi hiç

— Edip Cansever, Çağrılmayan Yakup

Yakup balkonda. Almak istediği bir boy aynası var, Cansever’in kelimeleriyle “kirli ve eski”. Bu yazı boyunca balkonda kalacak Yakup, ondan istediğim tek şey bakmayı sürdürmesi. Çünkü göstermek istediğim şeyi kendi başıma göremiyorum, ancak onun puslu camına düşen akiste, bulanık da olsa, seçebiliyorum. Yakup burada bakılan değil, bakan, anlatının konusu değil, gözüdür. Anlatmak istediğim şey — çağımızın bir özne-konumu — onun aynasında beliren suret.

Baştan söyleyeyim: bu bir Cansever okuması değil. Şairin ne demek istediğini doğru iletme kaygısında da değilim. Yakup’u şiirinden çıkarıp ödünç alıyorum. Cansever bu ödünç almadan sorumlu değil. Figür, Cansever’in Yakup’u, bir kez elime geçtikten sonra artık onun değil, benim. Bu açık kaydı düşmezsem yapacağım şey Yakup’a haksızlık olurdu. Bu notu düştüğüme göre, rahatça konuşabiliriz.

Peki kim bu Yakup? Cansever’in kelimesiyle dağılgan biri: “Yakubun o dağılgan şekli”. Kendini oğluyla karıştırır — “Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? hayır, Yakup / Bazen karıştırıyorum”. Kendini tutamayan, parçalarına dağılan bir kimlik. Savunmadadır: “Kendimi koruyordum” der — hem de biletçinin bilet kesmeye bile değmeyeceğini düşündüğü bir otobüste, yani bir yolcu olarak dahi tanınmadığı yerde. Ve o yara: hiç çağrılmadı. Kimse bir kez olsun “Yakup!” diye seslenmedi ki dönüp arkasına baksın, içinden durgun ve çürük bir suyu düşürsün, bir güzel yıkansın.

Ama — ve burası önemli — Yakup’ta hınç yoktur. Bir karşı-değer sistemi kurmaz, kimseyi mahkûm etmez, “ben iyiyim, onlar kötü” demez. O, Ahlakın Soykütüğü‘nün kölesi değildir. Çağrılmamanın, dağılmanın yarasını taşır, ama henüz ressentiment değildir. Ne köle ne efendidir, daha nadir bir şeydir: kendi hayatının ve hayatın gerçek izleyicisi. Bakar. Balkondadır. Aynası puslu olduğu için kendini de ancak bulanık görür — ve bu bulanıklığı berraklık diye boyamaz. İşte elimizdeki ham madde budur: kıvrılmamış bir yara, henüz savaşa dönüşmemiş bir dağılma.

Şimdi aynaya biraz daha yaklaşalım. Camdaki sis kımıldadıkça, Yakup’un yüzü yavaşça başka bir yüze dönüşür: çağımız,........

© 10 Haber