menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çerçeve yasa, “despotizmin demokrasisi” ve Öcalan’ın “görece özerkliği”

43 0
15.08.2026

Çerçeve yasa, “despotizmin demokrasisi” ve Öcalan’ın “görece özerkliği”

Bu açılardan bakıldığında Türk ve Kürt emekçilerinin sosyalist bir cumhuriyette birliği esas, bölgede ve Türkiye’de kaldırılacak anti-emperyalist mücadele bayrağı ise birlik için gerek şarttır.

Siyasi iktidar tarafından “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan sürecin aşamalarından biri olarak karşımıza çıkan çerçeve yasa, içeriği ve Meclis’teki oylama üzerinden gündem oldu.

Konu ile ilgili farklı yönlerden değerlendirmeler olsa da meseleyi -bir kere daha- bazı başlıklar çerçevesinde ele almak gerekiyor.

KÜRT SİYASİ HAREKETİNİN SİSTEME, REJİME EKLEMLENME DÜZEYİ

Bu konuda hayli mesafe alındığı açıktır. Meselenin Kürtlerin ayrı devlet kurma tartışmalarının ötesine geçtiği, Abdullah Öcalan eliyle bugün Kürtlerin politik, ideolojik dünyasının yarı anarşizan, yarı liberter ama kapitalist sistemle tam boy uyumlu bir zemine taşındığı bilinmektedir. Bu yeni bir olgu değil, yaklaşık otuz yıllık tarihsel bir kesitin parçasıdır.

Bunları söylediğimiz zaman, “önderliğin kapitalizmi yorumlamasına ve aşmasına” üzerinden bolca itirazla karşılaşabiliyoruz. Olsun, herkesin canı sağ olsun. Ancak, bize göre aslolan Marksizm olmaya devam ediyor. Türk ve Kürt emekçileri açısından sistemle ve sermaye düzeni ile hesaplaşmayı içermeyen herhangi bir “çerçeve”nin özünde kabul edilebilir bir yanı bulunmuyor.

İşin siyasal boyutuna gelirsek Türkiye’de sermaye düzeni devam ediyor ve Kürt sorununun sınıfsal değil salt demokrasiye ya da devletleşmeye endeksli bir şekilde gündemde olması egemen güçlerin işine geliyor. Kürt siyasi hareketi dönmüş dolaşmış ve bu anlamıyla egemen güçlerin peşine takılmıştır.

DEVRİMCİ DEMOKRASİDEN DESPOTİZMİN DEMOKRASİSİNE

Despotizmin demokrasisi mi olur demeyin. Burjuva demokrasisi özünde bir sermaye diktatörlüğü olarak her zaman sermayenin ve onun yönetici elitlerinin çıkarlarının adı oluyor. Kimi zaman sınırları genişliyor nefes aldığımızı zannediyoruz, kimi zamansa boyunduruk sıkılıyor, bunalıyoruz. Aslında boyunduruk hep var. Üretim sürecinden başlayarak takılıyor, siyasal ve toplumsal yaşamda devam ediyor. Özü değişmiyor, kapitalizmde en demokratik seviye asalak patron sınıfı için var oluyor.

Sınıfsal boyutu geçersek, bugün Türkiye’de kurulan istibdat rejiminden demokrasi beklemek ya da bu süreci bu şekilde adlandırmak en büyük yanılgı olsa gerek. Ki sermaye devleti bu sürece özel bir demokratiklik yakıştırması dahi yapmaya gerek duymazken. Terörsüz Türkiye, milli birlik, dayanışma gibi kavramlar boşuna tercih edilmiyor. Ama varsa yoksa sürecin bütününe demokrasi beklentisi ile yaklaşmak biraz da despotik yönetimi meşrulaştırmak olmuyor mu? Alın size despotik demokrasi.

Konuyu kesen birkaç hatırlatma yapalım isterseniz. Kürt siyasi hareketi özünde “devrimci demokrat” olarak nitelenebilecek bir yapıya sahipti. Kabaca sosyalizm eksenine oturan, ulusal sorunun çözümü için farklı aşamaları içeren yönelimlere sahip olan ve devletleşmeyi hedefleyen, silahlı mücadeleyi merkeze alan ve terör eylemleri de yapan bir karakteri vardı. Örgüt liderliği ile toplumsal tabanı oluşturan yoksul Kürtlerin bir yandan basit diğer yandan karmaşık ilişkisine dayanan bu hareket siyasal alanda ise 1923 Cumhuriyet’i ve Kemalizm’e karşı nötür........

© Yurtsever