menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Komünist Manifesto günü

43 54
27.02.2026

Komünist Manifesto günü

Çağımız ekonomistlerin piyasayı rasyonel bireylerin buluştuğu ve üretimin gerçekleştiği ortam olarak algıladığı, Foucault gibi kimi feylesofların da üretimde tüm tarafların eşit güçle karşı karşıya geldikleri gibi gerçeklerle bağdaşmayan anlayışları karşısında Manifesto’nun hele de günümüzün örtülü derin sömürüsü karşısında önemi bir kat daha büyüktür.

Geçtiğimiz hafta sonunda Yordam Kitap bir Komünist Manifesto toplantısı tertipledi. Konunun uzmanı dört konuşmacının yer aldığı mini toplantı hacim olarak küçük fakat anlam olarak fevkalde büyük eserin üzerinde hem bir kez daha bilgi tazelenmesi yaşandı, hem de eserin çağımız ve Türkiye koşullarındaki önemi vurgulandı. Beyanname’nin yeryüzüne yayılışı ve Türkiye’ye girişi ile ilgili ilginç tarihsel bilgiler yanında, günümüzün küresel koşulları ve Türkiye’nin içinden geçtiği koşullar bağlamında Manifesto’nun önemi de, dinleyicilerden gelen katkı ve sorularla da zenginleştirilerek, tartışıldı. Değerli okurlar, bir yandan mini toplantıda serdedilen fikirleri tümüyle aktarmam olanaklı olmadığı gibi, diğer yandan da bu konuda her birimizin birbirinden değerli fikirlere sahip olduğumuz bilinci ile böyle bir saygısızlığa da yer vermemek gerekçesiyle sadece toplantı ve soruların kafamda oluşturduğu bazı konular üzerinde gezinti yapmakla yetineceğim.

Birinci mesele olarak, Manifesto’nun ilk hali ile bir parti programı şeklinde tasarlanmış ve yayınlanmış olmasıdır. Fakat sonraları belge parti programı olmaktan çıkartılmış ve metnin anlamlı bitiş cümlesinde de ifade edildiği üzere, “Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şey yoktur. Kazanacakları bir dünya vardır. Bütün ülkelerin işçileri birleşin!” sloganı ile dünya emekçi halkına kalkış düsturu olduğu bilincini aşılamaya yönelik yönüyle, Kapital’den farklı emredici bir metin olduğudur. Evet, Komünist Manifesto, içeriği ve yazılış üslubu ile Kapital’den farklı bir esere dönüşmüştür. Şöyle ki, Kapital bir tür didaktik ders kitabı hüviyetinde olarak, satır aralarına serpiştirilmiş ifadeler dışında, genel görünüşüyle oldukça sakin seyrederek varolan sistemi açıklayıcı bir metin olduğu halde, Manifesto, başlangıçtaki kısmî açıklayıcı ifadeler hariç, emekçileri uyarıcı, ayağa kaldırıcı bir metin niteliğindedir. Adam Smith’in Ahlak Üzerine isimli kitabı ile ondan 17 yıl sonra yazdığı Milletlerin Serveti kitabı arasındaki pedagojik farka benzer biçimde, Kapital ile Manifesto arasında da önemli pedagojik farklar mevcuttur. Peki, böylesi adeta doksan derece dönüşü gerektirici sebep ne olabilir diye düşündüğümüzde, çok haklı olarak Marx ve Engels’in emekçileri didaktik bir metinle değil de, emperatif bir metinle harekete geçirmenin gerekli, hatta daha kolay olacağı düşüncesinin söz konusu ikileme yol açmış olduğu düşünülebilir. Zira Kapital’i okurken entelektüel düzeyde üzülürüz, kahroluruz, fakat harekete geçmek için tetiklenemeyiz. Hatta toplantıda sorulan bir soruda da net olarak ortaya çıktığı gibi, acaba Marksizm insan doğasına uygun olabilir miydi, gibi düşünceler de zaman zaman kafaları karıştırmaktadır. Emekçilere her ne kadar Kapital’de sömürü anlatılmış olsa da, böylesi sakin anlatımın emekçileri tetikleyebilmesinin düşünülmesi söz konus olmayabilirdi. Bu düşüncenin Kapital’den Manifesto’ya dönüşü gerçekleştirmiş olabileceği ihtimalden uzak........

© Yurtsever