menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Terörsüz Türkiye”: Barışı Yönetmek, Yeni Ortadoğu Düzenini de Yönetmektir

22 0
29.07.2026

“Terörsüz Türkiye”: Barışı Yönetmek, Yeni Ortadoğu Düzenini de Yönetmektir

Ortadoğu’da hiçbir dosya artık tek başına ilerlemiyor. Güvenlik, enerji, etnik dengeler, ticaret yolları ve büyük güç rekabeti iç içe geçmiş durumda. Türkiye’nin atacağı her adım, yalnızca kendi iç barışını değil, yeni Ortadoğu düzenindeki yerini de belirleyecektir. (Görsel: Harita Genel Müdürlüğü)

Her barış süreci, aynı anda hem büyük bir umut hem de büyük bir stratejik sınavdır. Savaşları bitirmek zordur; ama barışı kalıcı kılmak çoğu zaman ondan da zordur. Çünkü savaşlar cephede sona erer, barış ise devlet aklıyla, güçlü kurumlarla ve toplumun ortak iradesiyle inşa edilir. Türkiye bugün tam da böyle tarihî bir dönemeçten geçiyor.

Ortak Özlemimiz: Terörün Sona Ermesi

Yaklaşık yarım asırdır ülkenin güvenliğini, ekonomisini ve toplumsal dokusunu derinden etkileyen terörün sona ermesi ihtimali, kuşkusuz milletimizin ortak özlemidir. Şehit haberlerinin sustuğu, kamu kaynaklarının güvenlik harcamalarından çok eğitime, bilime, teknolojiye, üretime ve kalkınmaya yöneldiği bir Türkiye, yalnızca daha huzurlu değil; aynı zamanda daha güçlü, daha müreffeh ve daha rekabetçi olacaktır.

Ancak hiçbir barış süreci kendiliğinden başarıya ulaşmaz. Bugün sürecin nasıl ilerleyeceğini, hangi hukuki çerçeveye oturacağını ve uzun vadede nasıl sonuçlar doğuracağını kesin olarak bilmiyoruz. Tam da bu nedenle peşin hükümler vermekten çok, sağduyuyla düşünmeye, stratejik akılla hareket etmeye ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını şekillendirecek uzun vadeli bir devlet vizyonu geliştirmeye ihtiyacımız var.

TBMM’de sürecin hukuki altyapısını oluşturacak düzenlemeler gündemdedir. Ayrıntılar zaman içinde netleşecektir. Ancak şimdiden görünen gerçek şudur: Alınacak kararlar yalnızca güvenlik politikalarını değil; Türkiye’nin kurumsal yapısını, hukuk düzenini, yatırım iklimini, toplumsal güvenini ve bölgesel konumunu da etkileyecektir.

Barışı Kazanmak Yetmez, Barışı Yönetmek Gerekir

Asıl soru şudur. Bu süreç Türkiye’yi daha güçlü bir devlet, daha müreffeh bir ekonomi ve daha etkili bir bölgesel güç hâline mi getirecek; yoksa bugünün güvenlik sorunlarını yarının farklı biçimlerine dönüştürme riskini mi taşıyacak?

İşte asıl stratejik mesele budur. Tarih, savaşların nasıl kazanıldığından çok, barışların nasıl yönetildiğini hatırlar. Versailles Antlaşması Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdirdi; fakat Avrupa’yı yirmi yıl sonra çok daha yıkıcı bir savaşa sürükledi.

Dayton Anlaşması Bosna’da silahları susturdu; ancak etnik ve siyasal bölünmüşlüğü büyük ölçüde dondurdu.

Buna karşılık Hayırlı Cuma Anlaşması, Kuzey İrlanda’da yalnızca çatışmayı sona erdirmedi; hukuku, siyaseti, ekonomiyi ve toplumsal güveni birlikte güçlendirdiği için kalıcı başarı sağladı.

Ortak ders açıktır. Silahların susması barışın başlangıcıdır; kalıcı barışın kendisi değildir. Gerçek başarı, şiddetin yeniden üretilmesini engelleyecek güçlü kurumları,........

© yetkinreport.com