Mekke Anlaşması: Yeni Bir İttifaktan Bölgesel Güvenlik Düzenine mi?
Mekke Anlaşması: Yeni Bir İttifaktan Bölgesel Güvenlik Düzenine mi?
Mekke Anlaşma’sının kısa vadede istihbarat, savunma sanayii, askeri eğitim, ortak tatbikatlar, siber güvenlik ve terörle mücadele gibi alanlarda derinleşmesi daha gerçekçi. Üç ülkenin askeri, teknolojik ve mali kapasiteleri de birbirini tamamlıyor. (Foto: X-tcbestepe)
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ilk bakışta oldukça iddialı. Üç ülkeden birine yönelik saldırının diğerlerine de yapılmış sayılmasını öngörüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bu hükmü teknik açıdan NATO’nun 5. Maddesine benzetmesi de doğal olarak “yeni bir askeri ittifak mı doğuyor?” sorusunu gündeme getirdi. Üstelik anlaşmanın başka ülkelere açık olması ve Mısır’ın olası katılımının konuşulması, bu soruyu daha da önemli hale getiriyor.
Bence Mekke Anlaşması’nın önemi NATO’ya ne kadar benzediğinden çok, nasıl bir güvenlik anlayışının ürünü olduğunda yatıyor.
Katı İttifaklardan Esnek Güvenliğe
Soğuk Savaş’ın güvenlik sistemi görece basitti. Hangi blokta olduğunuz, büyük ölçüde kiminle işbirliği yapacağınızı ve kriz anında kime güveneceğinizi belirliyordu.
Bugünün parçalanmış uluslararası sistemi böyle işlemiyor. Orta güçler güvenliklerini tek bir büyük güce veya ittifaka bağlamak yerine seçeneklerini çoğaltmaya çalışıyor. Uluslararası ilişkiler literatüründe minilateralism, multi-alignment ve strategic hedging gibi kavramlarla açıklanan eğilimlerin ortak noktası da bu. Devletler bir ittifaktan çıkıp diğerine girmek yerine, mevcut ilişkilerini korurken farklı konularda farklı ortaklarla çalışabiliyor.
Türkiye bunun iyi bir örneği. NATO üyeliğini güvenlik politikasının temel unsuru olarak korurken başka bölgesel ortaklıklar geliştiriyor. Suudi Arabistan ABD ile stratejik ilişkisini sürdürürken Pakistan, Çin ve Türkiye ile güvenlik seçeneklerini genişletiyor. Pakistan da Çin’le yakın ortaklığını Ankara ve Riyad’la ilişkilerinin önünde bir engel olarak görmüyor.
Mekke Anlaşması’nı bu nedenle klasik bir askeri bloktan çok, orta güçlerin yeni dünyanın güvenlik belirsizliklerine daha esnek ortaklıklarla cevap verme arayışı olarak görüyorum.
Türkiye’nin bölgesel güvenlik düzenlemelerine katılması yeni değil. 1937 Sadabat Paktı ve 1955 Bağdat Paktı bunun önemli örnekleri.
Fakat arada önemli bir fark var. Sadabat Paktı dönemin güç dengelerinden bağımsız değildi; Bağdat Paktı ise çok daha açık biçimde Batı’nın Soğuk Savaş güvenlik mimarisinin bölgesel bir parçasıydı.
Mekke........
