Barış Sürecinin Dört Adamı ve Sürecin En Büyük Kırılganlığı
Barış Sürecinin Dört Adamı ve Sürecin En Büyük Kırılganlığı
Barış sürecinin ilerlemesinde DEM Parti İmralı heyetinintemaslarının da önemli payı oldu. Fotoğraf 13 Ağustos görüşmesinden. Soldan sağa; Mithat Sancar, DEM Şanlıurfa Milletvekili; Pervin Buldan DEM Partili TBMM Başkan Vekili; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan; Efkan Ala, AK Parti Genel Başkanvekili; İbrahim Kalın, MİT Başkanı. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)
Türkiye’deki yeni çözüm sürecinin belki de en dikkat çekici özelliği, ne kadar az sayıda insanın bu kadar çok şeyi aynı anda değiştirebilme kapasitesine sahip olması.
Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan ve İbrahim Kalın.
Dördü aynı siyasi yerde durmuyor. Aynı yetkilere sahip değiller. Hatta aynı siyasal geleceği de paylaşmıyorlar. Fakat bugün PKK’nın silahsızlanmasından Meclis’teki yasal düzenlemelere, İmralı’daki temaslardan Irak ve Suriye’deki gelişmelere kadar uzanan sürecin farklı parçalarına baktığımızda, bu dört ismin oluşturduğu olağanüstü bir siyasi ve kurumsal yoğunlaşma görüyoruz.
Bu, sürecin belki de en büyük gücü.
Aynı zamanda en önemli zaaflarından biri olabilir.
Dört kişi, dört ayrı kaldıraç
Barış süreçlerinin temel sorunlarından biri koordinasyondur. Devlet, silahlı örgüt, siyasi aktörler ve güvenlik bürokrasisi farklı yönlere gittiğinde, herkes barıştan sözetse bile süreç ilerlemeyebilir. Türkiye’de bugün bunun neredeyse tersi yaşanıyor.
Bahçeli, milliyetçi siyasetin normal şartlarda direnç gösterebileceği adımlara alan açıyor. Öcalan, PKK üzerindeki otoritesini silahsızlanma yönünde kullanıyor. Kalın ve MİT, güvenlik bürokrasisinin yanı sıra Irak ve giderek Suriye boyutunu yönetiyor. Erdoğan ise bütün bunların gerçekleşmesini mümkün kılan siyasi gücü temsil ediyor. Dört aktörün aynı yönde hareket etmesi, normal şartlarda yıllar alabilecek siyasi ve bürokratik engellerin daha hızlı aşılmasını sağlıyor.
Meclis’ten geçen yasa da silahsızlanmanın teyidini artık belirsiz bırakmıyor. PKK/KCK ve bağlantılı yapıların fiili varlığının sona erdiği ve silahların teslim edildiği güvenlik kurumlarınca tespit edilecek, ardından MGK kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanacak.
Dolayısıyla artık asıl soru bir mekanizmanın olup olmadığı değil, bu mekanizmayı işleten siyasi mimarinin ne kadar dayanıklı olduğu. Burada da sürecin paradoksu ortaya çıkıyor. Türkiye’nin çözüm süreci, güçlü siyasi aktörlerin aynı hedef doğrultusunda hareket edebilmesi sayesinde ilerliyor. Fakat bu güç aynı zamanda bir kırılganlık yaratıyor. Bahçeli’nin milliyetçi siyasette açtığı alan, Öcalan’ın........
