menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Siyaset bildiğini yapsın, hukuk arkadan gelsin bakışı toplumu sarsıyor

14 1
thursday

Siyasetin yargıya müdahale ettiği algısı İmamoğlu protestolarının da büyümesine neden oldu. Yargı tam bağımsız olsa ne İmamoğlu tutuklanır ne gösteriler yapılırdı. Hukuk arkadan gelsin anlayışı siyaseti de çürütüyor. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Ana muhalefet CHP Genel Başkanı Özgür Özel 24 Mart’ta Saraçhane mitinglerini yayınlamayan bazı medya kuruluşlarına ve bağlı markalara karşı boykot çağrısını 29 Mart’ta Maltepe mitinginde genişletti. “Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nu, Özgürlük Mitingi meydanını görmeyenlere yüzümüzü dönüyoruz” dedi; “Boykot listesinden çıkana kadar […] bize ihanet eden [yayın kuruluşlarına] […] reklam verenlerin ürünlerini almıyoruz” diyen Özel’in çağrısı sosyal medyada yayılarak 2 Nisan Salı günü genel bir alışveriş boykotu çağrısına dönüştü; bir siyaset ve hukuk tartışması başlattı.

Özel’in boykot çağrısı biri on binlerce genç üniversite öğrencisinin katıldığı Saraçhane mitingleri ile diğeri Ramazan Bayramı arifesinde 2,2 milyon kişinin katıldığı söylenen Maltepe Mitingi olmak üzere son günlerin en önemli iki toplumsal olayını medya kuruluşlarının halka duyurmamasına karşı bir tepki. Özel ya iktidarın koşulsuz taraftarı oldukları ya iktidar vasıtasıyla elde ettikleri menfaatleri korumak gayesiyle ya da korktukları için görevlerini yapmamakla, böylelikle halkın haber alma hakkını kısıtlamakla suçladığı medya kuruluşlarını boykot yoluyla ekonomik yaptırıma uğratmayı amaçlamakta.

Çoğunluğu üniversite öğrencisi olan göstericilerin temel sebebi Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığından elenmesi değil. Gösterici gençler; devletin laiklik, demokrasi, hukuk devleti, güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerinin içi boşaltıldığından, yönetim ve yargı yetkilerinin keyfi ve kötüye kullanıldığından, yargının iktidarı hukuk ile sınırlandırmak için değil muhalefeti ve eleştirel düşünceyi bastırmak için siyasi bir alet olarak kullanıldığından, ifade özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığından, Anayasa Mahkemesi kararlarına bile uyulmadığından, anayasanın emredici hükümlerinin ihlal edildiğinden, devletin demokratik bir cumhuriyetten giderek otokrasiye evrilerek nitelik değiştirdiğinden duyulan endişeler sebebiyle sokaklara dökülüyorlar. İmamoğlu’nun diplomasının iptali, siyasi kimliği ile çıkan eski Adalet Bakan yardımcısı ve HSK başkan vekili yeni İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek tarafından başlatılan yolsuzluk ve terör suçlaması ile ilintili soruşturmada gözaltına alınarak tutuklanması bu endişelerin hepsini birden kristalleştirmektedir.

Muhalefetin ve göstericilerin sokağa çıkma sebepleri temelde iki hususta toplanmakta: Birincisi ve en önemlisi devlet güçlerini elinde bulunduranların devleti demokrasiden otokrasiye evirdikleri, yani anayasal düzeni ihlal ettikleri iddiası; ikincisi ise bu amaca yönelik olarak yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin kötüye veya keyfi kullanıldığı, ifade özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı dahil temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı suçlamasıdır.

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Anayasayı ihlal” başlığını taşıyan 309(1) maddesine göre: “Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.” 309(2) maddesine göre ise (1’deki) suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.”

TCK’nun 309(1)’de sözü edilen “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen” anayasanın Başlangıç Kısmında aynen “Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; Hiç bir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevî değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;” şeklinde etraflıca ifade edilmiştir.

Göstericilerin endişe ederek sokaklara döküldükleri, devletimizin bekasını yakından ilgilendiren bu iki önemli şüphe hakkında – kamuoyunda bilindiği kadarıyla – bir soruşturma başlatılmış değildir.

Boykot, bir kişi, grup veya kuruluşa karşı ekonomik, sosyal veya politik bir tepki olarak mal veya hizmet almama eylemidir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İHA’nın 1 Nisan 2025 tarihli haberine göre “halkın bir kesiminin ekonomik etkinlikte bulunmasını engellemeye yönelik, kamuoyunda boykot çağrıları olarak bilinen, ayrıştırıcı söylemler ve bu söylemleri yayan kişilere yönelik ‘Nefret ve Ayrımcılık’ ve ‘Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik’ suçlarından re’sen soruşturma başlatıldığını” açıkladı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da “CHP’nin […] sistemli boykot çağrısı, […] açıkça hukuka aykırıdır. […] hukuki ve cezai sorumluluğu vardır. Bağımsız ve tarafsız yargı; esnafımızın, emekçimizin ve tüyü bitmemiş yetimin hakkını sonuna kadar savunmaya devam edecektir” diyen bir tweet yayınladı.

Nefret ve ayrımcılık suçu TCK’nun 122’nci maddesinde “Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınmazı satmayı, devretmeyi veya kiraya vermeyi reddeden, b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını reddeden, c) Bir kişinin işe alınmasını reddeden, d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını reddeden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” denilerek tanımlanmıştır.

TCK 122’deki nefret ve ayrımcılık suçu açısından boykot çağrısı, bir grubu (örneğin, bir etnik veya dini kesimi) hedef alarak mal veya hizmet satın almamayı değil – satılan mal veya hizmetten mahrum bırakmayı amaçlarsa ve bu nefret saikiyle yapılırsa suç olabilir. Örneğin, “X dininden olanlara mal veya hizmet satmayın” gibi bir çağrı, nefret temelli ayrımcılık olarak değerlendirilebilir.

Bir kesimden alışveriş yapmayı boykot eden kişiler bu suçu işleyemezler, çünkü bu suçun işlenmesi için bir kişinin olağan olarak yaptığı bir şeyi yapmaması, örneğin dükkanında mal satıyorsa bir kimseye satmaması ve bunu da satın almak isteyen kişiye duyduğu nefret nedeniyle yapmaması, nefretinin sebebinin de maddede sayılanlardan birisinin olması gerekir.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama suçu da TCK’nun 216’ncı maddesinde “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve........

© yetkinreport.com