menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tedbir mi, Müdahale mi? CHP Davası ve Hukuk Devletinin Sınırları

34 0
07.06.2026

Ankara BAM'ın kurultay kararı, Türk hukukunun en hassas tartışmasını yeniden alevlendirdi: Bir mahkeme, seçilmiş siyasi yönetimi kesinleşmeden önce ne ölçüde askıya alabilir?

Kararı ilk okuduğunuzda çarpıcı bir kesinlikle karşılaşıyorsunuz: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 4-5 Kasın 2023 yılındaki 38. Olağan Kurultayı'nı "mutlak butlan" ile iptal etti ve partinin seçilmiş tüm yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırdı.

İhtiyati tedbire yönelik yapılan itiraz talebinin de reddine (istinaf mahkemelerince verilen ihtiyati tedbir kararlarına yönelik ayrıca bir itiraz müessesesi bulunmadığını, verilen kararın kesin nitelikte olduğunu gerekçesiyle) karar verildi.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36'ncı Hukuk Dairesi'nin 'mutlak butlan' kararına ilişkin CHP'nin yaptığı başvuruyu (bölge adliye mahkemelerinin kararlarının denetim merciinin Yargıtay olduğu, YSK'nın hukuk mahkemelerinin temyiz makamı olmadığı gerekçesiyle) reddetti.

Tedbir kararı derhal yürürlüğe girdi. Daha sonra karar Yargıtay'a taşındı ve temyiz süreci başladı.

Bu noktada hukukçular ve siyasetçiler arasındaki derin ayrışma belirginleşiyor. Bir taraf kararı hukukun üstünlüğünün tecellisi olarak görürken, diğer taraf demokratik iradeye yargısal müdahale olarak değerlendiriyor. Tartışmanın özü ise, hukuki meşruiyet ile demokratik meşruiyet arasındaki hassas çizginin nerede çizileceği sorusunda düğümleniyor.

Kararı savunanların dayandığı önemli bir hukuki gerekçe bulunuyor. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması ya da gecikme sebebiyle telafisi güç veya imkânsız bir zararın doğma tehlikesinin bulunması gerekir. Mahkeme, kurultay sürecinde tespit edildiğini değerlendirdiği usulsüzlüklerin bu şartları karşıladığı kanaatine varmıştır. Ayrıca, Türk yargısının özel hukuk kapsamındaki örgüt içi uyuşmazlıklarda dernek, kooperatif, oda ve kimi durumlarda siyasi parti organlarına yönelik geçici tedbirler uyguladığı örnekler de bulunmaktadır. Bu nedenle kararın hukuki dayanağının tamamen emsalsiz olduğu söylenemez.

Kararı eleştirenlerin de dikkate değer hukuki itirazları bulunmaktadır. Öncelikle, benzer usulsüzlük iddialarının gündeme geldiği İstanbul İl Kongresi davasında ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması, benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda farklı sonuçlara ulaşılmasının yargısal öngörülebilirlik ve uygulama birliği açısından soru işaretleri doğurduğu yönünde eleştirilere yol açmaktadır. Ayrıca, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-f maddesi uyarınca bölge adliye mahkemelerinin ihtiyati tedbire ilişkin bazı kararları temyiz denetimine kapalıdır. Bu nedenle eleştirmenler, tedbir kararının üst yargı tarafından esaslı bir incelemeye tabi tutulamamasının etkili yargısal denetim bakımından sorun yarattığını savunmaktadır. Onlara göre, böyle bir tedbir kararı, dava henüz kesin hükümle sonuçlanmadan önce fiilî ve önemli siyasi sonuçlar doğurabilme potansiyeline sahiptir.

Bir tedbir kararının seçim takviminden daha uzun süre etkisini sürdürmesi, geçici bir hukuki aracın kalıcı bir siyasi sonuca dönüşmesi riskini doğurur. Eleştirilerin odağında da tam olarak bu nokta yer almaktadır: Geçici koruma amacıyla tasarlanan bir tedbir, demokratik süreçleri kalıcı biçimde şekillendirebilir mi?

Seçim Takvimi ve Orantılılık Sorunu

Konunun en kritik boyutlarından biri zamandır. Yargıtay'daki temyiz incelemesinin sonuçlanması uygulamada aylar sürebilir. Bu süreç devam ederken siyasi hayat ve seçim takvimi beklemeyecektir. Aday belirleme süreçleri, seçim beyannamelerinin hazırlanması, teşkilat koordinasyonunun sağlanması ve kampanya faaliyetlerinin yürütülmesi gibi temel siyasi kararlar alınmaya devam edecektir. Tartışmanın odağında da bu durum yer almaktadır: Nihai yargısal denetim tamamlanmadan önce verilen bir tedbir kararı, parti yönetimi ve seçim hazırlıkları üzerinde fiilen belirleyici bir etki yaratabilir. Böyle bir durumda, yargı önünde kesin olarak çözüme kavuşmamış bir uyuşmazlık, siyasi sürecin yönünü önemli ölçüde şekillendirme kapasitesine sahip hâle gelir.

Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin ancak ölçülülük ilkesine uygun şekilde sınırlanabileceğini düzenler. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı da, özellikle Ek Protokol No. 1’in 3. maddesi kapsamında güvence altına alınan serbest seçim hakkı bağlamında, seçime katılımı etkileyen geçici müdahalelerin dahi somut, ilgili ve orantılı gerekçelere dayanmasını aramaktadır. Bu çerçevede, bir ihtiyati tedbirin seçim sürecini fiilen etkileyebilecek ölçüde uzun sürmesi, “geçici koruma” niteliğinin sınırları bakımından tartışma yaratmaktadır. Eleştirmenlere göre bu tür bir etki, tedbir kurumunun fonksiyonunu fiilî sonuçları itibarıyla yeniden........

© Yeniçağ