menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gıda enflasyonu: Sorun fiyat değil, sistem

19 0
05.07.2026

Türkiye'de tarlada 5 liraya satılan domatesin market rafında 40 liraya ulaşması artık bir "fiyat anomalisi" değil, sistemin kendisidir. Herkes suçluyu en kolay yerde arıyor: mazot fiyatları, fırsatçı aracılar ya da zincir marketler.

Oysa karşımızda yalnızca bir maliyet krizi yok; yapısal sorunlar, üretim planlaması eksikliği, kamusal denetimdeki yetersizlikler ve yıllar içinde şekillenen siyasi tercihler bulunuyor. Bu yapıyı doğru okumadan gıda enflasyonunu polisiye tedbirlerle çözmek mümkün değildir.

Büyük Üreticinin Esareti: "Kaptırma" Safhası

Hikâye tarlada, binlerce dönüm eken büyük üreticiyle başlıyor. Hasat zamanı geldiğinde üretici çoğu zaman ürününün efendisi değil, zamanın esiridir. Sebze ve meyve beklemez; depolama imkânı sınırlıdır, finansman baskısı büyüktür ve borçlar kapıdadır.

Tam bu kritik noktada ürünü satın alan aracılar devreye girer. Üreticinin depolama ve finansman imkânlarının yetersiz olması, pazarlık gücünü önemli ölçüde azaltabilir. Büyük üretici çoğu zaman ürününü maliyetine yakın, hatta bazı dönemlerde maliyetinin altında elden çıkarmak zorunda kalabilir. Böyle bir tabloda kazanç çoğu zaman üretenden çok, finansal sıkışıklığı avantaja çevirebilen ticari aktörlere yönelir.

Sanayici ürettiği malın fiyatını kendi belirlerken; çiftçi, dünyada maliyetini bilip de satacağı ürünün fiyatını alıcının insafına bırakan tek üretici grubu olmamalıdır.

Akıl Dışı Lojistik: Uzağı Taşımak, Karbon Ayak İzi ve Çevre Boyutu

Türkiye tarımının en önemli yapısal sorunlarından biri üretim planlamasıdır. İstanbul'un domatesi Antalya'dan, Ankara'nın limonu Mersin'den geliyorsa şu soruyu sormak gerekmez mi: Marmara'nın ihtiyacı neden daha fazla Marmara'da üretilmez? İç Anadolu kendi sebze üretimini neden daha planlı biçimde gerçekleştiremez?

Türkiye'de tarım, bölgesel bir planlamadan ziyade geleneksel ve kontrolsüz bir lojistik ağa göbeğinden bağlıdır. İstanbul gibi devasa bir metropolün gıda ihtiyacını yüzlerce kilometre öteden (Antalya, Mersin vb.) karşılaması üç büyük kriz yaratır:

Maliyet Krizi: Akaryakıt, otoyol ücretleri ve nakliye maliyetleri doğrudan rafa yansır.

Ürün Kaybı: Yolda geçen sürede bozulan, çürüyen gıdaların (fire oranı) maliyeti yine tüketiciye yüklenir.

Çevre Krizi: Tonlarca karbon salınımıyla gıda enflasyonu, dolaylı olarak iklim krizini de finanse eder.

Biz marketten sadece pahalı domates almıyoruz; o domatesi yüzlerce kilometre taşırken atmosfere salınan tonlarca karbonun, yani iklim krizinin faturasını da geleceğimizle ödüyoruz.

Her kilometre; daha fazla yakıt, daha fazla taşıma maliyeti, daha fazla otoyol........

© Yeniçağ