menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çin Yavaşlıyor, Ortadoğu Kaynıyor: Dünya Ekonomisi Yeni Bir Fırtınanın Eşiğinde

17 0
06.03.2026

Dünya ekonomisi büyük bir kırılmanın eşiğinde.

Ortadoğu'da savaş tüm gücüyle devam ederken bir de Çin’in 2026 yılı için açıkladığı düşük büyüme hedefi işleri iyiden iyiye karıştırıyor.

Çin 2026 yılı hedef büyümesini yüzde 4.5 ila 5 olarak açıkladı.

Bu oran, 1990’ların başından bu yana Çin’in açıkladığı en düşük büyüme hedeflerinden biri.

Normal şartlarda yüzde 5’e yakın bir büyüme birçok ülke için oldukça iyi bir performans sayılabilir.

Ancak söz konusu Çin olduğunda mesele farklıdır.

Nitekim son otuz yılda dünya ekonomisinin en büyük büyüme motorlarından biri Çin’di.

Küresel üretim zincirleri Çin üzerine kuruldu, emtia piyasaları Çin talebine göre şekillendi, hatta birçok ülkenin ihracat stratejisi bile Çin ekonomisinin ritmine göre belirlendi.

Şimdi o motor devrini düşürme kararı aldı.

Peki Çin bunu neden yapıyor?

Çin yönetiminin yayımladığı çalışma raporunda cevap gayet net.

Zayıf iç talep, gayrimenkul sektöründeki sorunlar, küresel ticaretteki belirsizlikler ve yapısal ekonomik problemler büyümenin önünde engel oluşturuyor. Çin'deki enflasyon hedefinin yüzde 2 olması da bu durumu teyit ediyor.

Çünkü düşük enflasyon çoğu zaman güçlü talebin değil, zayıf tüketimin işaretidir.

Ancak mesele sadece Çin ekonomisinin yavaşlaması değil.

Asıl kritik olan, bu gelişmenin çok daha karmaşık bir küresel tablonun içinde yaşanıyor olması.

Çünkü tam da Çin ekonomisinin hız kesmeye karar verdiği bir dönemde Ortadoğu yeniden kaynıyor.

ABD ile İran arasındaki gerilim ve enerji yolları üzerindeki riskler küresel ekonomi için ikinci büyük kırılma noktasını oluşturuyor.

Özellikle Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir geçit. Bu hattın risk altına girmesi sadece petrol fiyatlarını değil, küresel enflasyonu ve büyümeyi de tehdit ediyor.

Bilmeyenler için söylüyorum; “Tarih bize enerji yollarındaki gerilimlerin ekonomiyi nasıl sarstığını defalarca gösterdi.”

Örneğin 1973’te Arap ülkelerinin petrol ambargosu ile başlayan petrol krizi, petrol fiyatlarını birkaç ay içinde dört katına çıkardı. Bu gelişme Batı ekonomilerinde yüksek enflasyon ve düşük büyümenin aynı anda yaşandığı stagflasyon dönemini başlattı.

Yine 1979’da İran Devrimi ve ardından yaşanan İran-Irak savaşı ikinci büyük petrol şokunu yarattı. Enerji fiyatlarındaki sıçrama sadece petrol ithalatçısı ülkeleri değil, küresel finans sistemini de sarstı.

Benzer bir durum 1990 Körfez Savaşı sırasında da yaşandı. Irak’ın Kuveyt’i işgali petrol fiyatlarında ani bir sıçramaya neden olmuş, dünya ekonomisi kısa süre içinde resesyona girmişti.

Enerji krizlerinin ekonomiyi nasıl etkilediğine dair en yakın örnek ise 2022’de Rusya-Ukrayna savaşı oldu. Avrupa’nın enerji maliyetleri hızla yükseldi, sanayi üretimi baskı altına girdi ve küresel enflasyon yeniden yükselişe geçti.

Bugün yaşanan gelişmeler bu tarihsel örneklerle birlikte düşünüldüğünde daha net bir tablo ortaya çıkıyor.

Bir tarafta Çin kaynaklı talep zayıflığı var. Bu durum normal şartlarda emtia fiyatlarını aşağı çekmesi gereken bir gelişme.

Ama diğer tarafta Ortadoğu kaynaklı enerji riski bulunuyor. Bu da petrol fiyatlarını yukarı itme potansiyeli taşıyor.

Başka bir ifadeyle küresel ekonomi aynı anda iki zıt güçle karşı karşıya. Bir yanda Çin kaynaklı talep düşüşü, diğer yanda ABD-İsrail-İran kaynaklı arz riski.

Unutmayın bu tür dönemler tarihsel olarak ekonomilerin en kırılgan olduğu zamanlardır.

1970’lerde yaşanan petrol şokları da benzer bir tablo yaratmıştı.

Büyüme yavaşlarken maliyetler artmış ve dünya ekonomisi uzun süreli bir stagflasyon sürecine girmişti.

Gelelim Türkiye tarafına…

Bizim açımızdan tablo daha da hassas.

Çünkü Türkiye hem enerji ithalatçısı bir ülke hem de ihracatının büyük bölümünü Avrupa’ya yapan bir ekonomi.

Çin’deki yavaşlama Avrupa sanayisini etkilerse Türkiye’nin ihracatı da dolaylı olarak baskı görebilir.

Öte yandan Ortadoğu’da yaşanacak bir enerji krizi petrol fiyatlarını yükseltirse Türkiye’nin cari açık ve enflasyon sorunları yeniden patlar.

Ne yazık ki; Türkiye, küresel ekonomideki bu iki büyük gerilim hattının tam ortasında bulunuyor.

İşin özeti; dünya ekonomisi büyük bir dönüşümden geçiyor.

ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabet, enerji yolları üzerindeki gerilimler ve yüksek borç seviyeleri küresel sistemi yeniden şekillendiriyor.

Tarih bize önemli bir ders veriyor: Büyük ekonomik kırılmalar çoğu zaman jeopolitik krizler ve enerji şokları ile birlikte ortaya çıkar.

1970’lerin petrol krizleri, 1990 Körfez Savaşı, 2008 küresel finans krizi ve son olarak Rusya-Ukrayna savaşı bunun en açık göstergeleri.

Bugün Çin’in büyüme hedefini düşürmesi ve Ortadoğu’da yükselen gerilimler birlikte değerlendirildiğinde dünya ekonomisinin yeni bir kırılgan döneme girdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kısacası artık ekonomiyi anlamak için sadece büyüme rakamlarına bakmak yetmiyor.

Haritaya bakmadan grafikleri okumak mümkün değil.


© Yeniçağ