Tazminat hukuku nedir? Kaybedileni Geri Vermek mi, Mağduru Susturmak mı?
Hukukun en temel sorularından biri şudur; bir insanın elinden haksız yere alınan bir hakkı, hukuk ona nasıl geri verecektir?
Peki ya özgürlüğünü elinden alırsanız?
Bir insanı aylarca, hatta yıllarca haksız yere tutuklarsanız; işini, itibarını, ailesiyle ilişkilerini, sosyal çevresini, ekonomik düzenini ve hayatının akışını bozarsanız, onu serbest bıraktığınız gün hayatını bıraktığınız yerden devam ettirebilir mi? Ayrıca adli kontrolde uygulamaların yıllarca sürmesi karşısında oluşan mağduriyetler.
İşte tazminat hukukunun asıl meselesi burada başlıyor.
Türkiye’de tazminat hukukunun önemli dayanaklarından biri, tazminatın kişiyi sebepsiz zenginleştirmemesi düşüncesidir(!) ve bu hakkı elde etmek için; kanuna göre bir yıl içinde, Yargıtay ceza genel kurulunun kararına göre, on yıl içinde dava açmanız gerekmektedir.
Bu ilke elbette gereklidir. Ama bu ilkeyi genel anlamda kullanmak hukukun temel ilkelerine aykırıdır.
Bir hukuk ilkesinin amacı, başka bir hakkın fiilen yok edilmesine dönüşürse orada artık adaleti değil, adaletin biçimini korumaya başlamış oluruz.
Çünkü haksızlığa uğrayan insana, “Seni zenginleştirmemek için kaybının tamamını karşılayamam.” dediğiniz zaman, aslında çok daha temel bir soruyla karşı karşıya kalırsınız; peki o insanın kaybettiği hayatın bedeli nedir?
Özgürlük kaybedildiğinde yalnızca günler kaybedilmez…
Haksız bir tutuklama, yalnızca takvimden koparılan günlerden ibaret değildir.
İnsan özgürlüğünden mahrum bırakıldığında aynı zamanda ekonomik imkânlarından, mesleki gelişiminden, sosyal ilişkilerinden, ailesinin yanında bulunma hakkından ve toplum içindeki itibarından da mahrum kalabilir.
Bir iş insanı tutuklandığında şirketi çökerse ne olacaktır?
Bir doktor mesleğinden uzak kalırsa?
Bir akademisyen yıllarca kürsüsünden uzaklaştırılırsa?
Bir gazeteci mesleğini yapamaz hâle gelirse?
Aile gelirlerinin yok edilmesi halinde ne olacak?
Bir siyasetçinin itibarı bir soruşturmanın gölgesinde yıllarca tutulursa?
Sonra bütün bunların sonunda beraat ettiğinde ona, “buyurun, birkaç aylık tazminatınızı aldınız; artık hayatınıza devam edin.” demek mümkün müdür?
Hukuken belki bir tazminat kararı verilmiş olur. Ama adalet gerçekleşmiş olur mu?
Devlet hata yaptığında bedelini kim öder?
Devletin sahip olduğu güç ile bireyin sahip olduğu güç aynı değildir.
Devlet insanı gözaltına alabilir.
Malvarlığına tedbir koyabilir.
Telefonlarını inceleyebilir.
Yurt dışına çıkmasını engelleyebilir.
Mesleki hayatını etkileyebilir.
Ve bütün bunları kamu gücünü kullanarak yapabilir.
İşte tam da bu nedenle hukuk devletinin temel görevi, devlet karşısında bireyi korumaktır.
Anayasa’nın 19. maddesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını güvence altına alırken, bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradığı zararların devlet tarafından tazmin edilmesini de öngörmektedir. Anayasa Mahkemesi de haksız yakalama ve gözaltı nedeniyle hükmedilen tazminatın ihlalle orantısız derecede düşük olmasının Anayasa’ya aykırı olabileceğini açıkça kabul etmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 ve devamı maddeleri de hukuka........
