EŞİTLİK SORUNU
Türkiye’de uzun süredir iki tehlikeli sadeleştirme yan yana yürüyor.
Birincisi; “Türk–Kürt eşitledik, tabuları yıkıyoruz.”
İkincisi; “Ülkede asıl mesele PKK’dır; o çözülürse her şey çözülür.”
Her iki yaklaşım da kulağa net, pratik ve çözüme yakın gibi geliyor. Oysa her ikisi de meseleyi
basitleştirirken derinleştiriyor. Çünkü eşitliği etnik zemine indirmek de, terörü bir halkla
özdeşleştirmek de aynı zihinsel hatanın ürünüdür; kimliği merkeze koymak.
Terör bir güvenlik meselesidir, kimlik değildir.
PKK bir terör örgütüdür. Bu hukuki ve güvenlik temelli bir tanımdır.
Kürtler ise bu ülkenin vatandaşlarıdır. Bu da sosyolojik ve hukuki bir gerçektir.
Bu iki alanı birbirine yapıştırdığınız anda hem adaleti zedelersiniz hem devleti zayıflatırsınız. Çünkü
terörle mücadele devletin güvenlik görevidir. Vatandaşlık ise devletin hukuk sözüdür.
Terörü Kürtlerle eşitlemek nasıl yanlışsa, devleti Türk–Kürt eşitliği üzerinden tarif etmek de yanlıştır.
Biri toplumu suçlar, diğeri devleti parçalar.
Türkiye’nin meselelerini tek başına terör başlığıyla açıklamak, devletin kendi yapısal sorunlarını
Ekonomik kriz, liyakat sorunu, yargıya güven eksikliği, ifade özgürlüğü tartışmaları, kurumsal aşınma…
Bunların hiçbiri yalnızca bir terör örgütünün varlığıyla açıklanamaz.
“PKK çözülürse her şey çözülür” anlayışı, siyaset için konforlu ama gerçeklikten uzak bir formüldür. Bir
illüzyonun içinde bize sihir göstermeye........
