DT'de etkileyici psikolojik bir gerilim: CALLBACK
Küçükçekmece Belediyesi Cennet Kültür ve Sanat Merkezi'nde (CKSM), geçtiğimiz günlerde İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı ilgi çekici bir oyun izledim.
Yapım hakkında kaleme alınan tanıtım yazısını okuduğumda, zihnimde beliren ilk çağrışım, 1975 yılında vizyona giren Uğur Dündar, Hülya Koçyiğit ve Adile Naşit'in başrollerini paylaştığı 'İşte Hayat' adlı komedi türündeki sinema filmi oldu istemsizce.
Filmi izlemiş olanlar gayet iyi hatırlar. Artist olmak isteyen ve yeteneklerine güvenen Ayşe, tanınmış bir televizyon yapımcısı olan Uğur’un gözüne girmek ve çekeceği yeni filmde rol alabilmek için annesi ile birlikte onu kaçırır ve peşi sıra komedisi bol bir süreç yaşanır.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün Genç Sahne projesi kapsamında hazırlanan İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı 'Callback', ilk kez 08 Mayıs Perşembe günü saat 18.00’de Üsküdar Tekel Stüdyo Sahne'de izleyici karşısına çıktı.
Bir yanılsama ile başlayan seyir yolculuğum, oldukça sert bir anlatı karşı karşıya kaldı.
'Callback' ya da Türkçe karşılığı 'geri arama'. Gündelik hayattaki kullanım karşılığı ise 'Biz sizi ararız!'
Oyun, otuzlu yaşların ortasında oyunculuk yapmaya çalışan Seren'in, yeni filmini çekmek üzere olan ödüllü yönetmeni kaçırıp, anneannesiyle yaşadığı evin bodrum katına zincirlemesi ile başlıyor. Daha doğrusu, kaçırılmış ve kendine gelmek üzere olan adamı sahne üzerinde görüyoruz.
Kadın karakterimizin amacı, yönetmenin yeni filmindeki başrol kadın karakter için bir deneme çekimi (audition) vermektir. Fakat, hayalleri için karanlık yola sapmış genç bir kadınının gezindiği ürpertici sınırlar, gerilimi izleyicisine oldukça başarılı bir şekilde aktarıyor.
Aynı zamanda oyuncu olan genç yazar Ozan Ağaç'ın metni, Kubilay Karslıoğlu'nun süpervizörlüğünde ve Zuhal Acar rejisinde sahneye taşınmış durumda.
'Seren' rolünü de üstlenen Zuhal Acar'a, 'Nadir' rolünde Eray Cezayirlioğlu eşlik ediyor. Ayrıca, sahne üzerinde hiç görmediğimiz ama sesini duyduğumuz 'Anneanne' rolünü de Aslı Büşra Sarınç canlandırıyor.
Oyuna dair ayrıntıları aktararak sürpriz bozan biri konumuna düşmek istemiyorum. Mümkün olduğunca etrafından dolaşarak aktarmaya çalışacağım.
Öncelikle kadın karakterimiz oldukça tutkulu bir kişilik. Oyun ilerledikçe tutku boyutu giderek artıyor.
Hayranı olduğu erkek karakter ise içinde bulunduğu durumu lehine çevirmek için kariyerinin ona sağladığı özgüveni güçlü bir şekilde kadın karaktere karşı kullanıyor. İzleme süresi ilerledikçe de karakterlerin birbirine olan yaklaşımı güven yitimine yol açıyor. Çok dolaylı bir anlatım olduğunun farkındayım ama duygusal boyutlar, gerilim noktalarını oldukça sağlam bir şekilde sarsıyor.
Özellikle erkek karakterin, kariyerinin perde arkasını tüm çıplaklığı ile aktardığı sahneler oldukça sert.
Alt metinde, önemli bir sistem eleştirisinin yer aldığını ifade edebiliriz.
Tüm oyun metinleri konu olarak ilgi çekici olabilir. Ama onu hissedilebilir kılmak oyunculuk yetenekleri ile mümkün. Zuhal Acar ve Eray Cezayirlioğlu'nun, oyun-izleyici geçirgenliğine sundukları katkı tam da bu noktada başarılı. Her iki oyuncu da hem oyuncu paslaşması hem de karakterlerine kattıkları gerçeklik algısı ile oldukça göz dolduruyor.
Oyun metninin evrenselliği de dikkat çekici. Sadece karakter isimlerinin değiştirilmesi ile dünyanın herhangi bir noktasında sahnelenebilir. Yazarın, belki gerçeklik belki de gözlem ve analiz yeteneği oyunu oldukça gerçekçi kılıyor.
Süpervizör ya da yönetmen, oyun metninde ne derecede belirgin bir değişikliğe imza attı bilmiyorum ama genç yazarın kaleminin umut vaat ettiğini söyleyebiliriz.
Dekor tasarımda Aytuğ Dereli, kostüm tasarımda Ceren Karahan, ışık tasarımda Serdar Yaman ve oyun müziklerinde Vehbi Can Uyaroğlu imzası bulunuyor. Oyunun dekor tasarımını oldukça başarılı buldum. Hikâyenin tüm katmanlarına hizmet ediyor.
Finalde nedense mutlu bir son beklentisi içine girdim. İlginç bir şekilde, ters köşe olduğum oyunlardan biri oldu. Sürpriz sonlu, gizemli anlatılara ilgi duyanlar için öneri listesine eklenebilir.
+13 yaş sınırının bulunduğunun altını da önemle çizmek gerek. Zira izlediğim gösterimde, çocuk seslerine tanık oldum.
Sahne çeşitliliği konusunda sıkıntılı bir sezon geçiren İstanbul Devlet Tiyatrosu,
Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu, Torun Center içinde yer alan İtalyan ve Stüdyo Sahne ve Cennet Kültür ve Sanat Merkezi arasında sıkışmış durumda. İki adet turne sahnesi de cabası. Özellikle Anadolu Yakası'nda hiç sahneleri kalmadı.
Umarım yeni sezon için salon planlamaları şimdiden başlatılmış durumdadır. Aksi takdirde bu sınırlılık hali, yeni fiyatlandırmalarla birlikte, izleyicide küskünlük hissini yaratacaktır.
Bu arada 'DT Genç Sahne Projesi' hakkında bilgi paylaşmak, ilgilisi için faydalı olabilir.
'Devlet Tiyatroları, gençliğin nabzını tutan, çağdaş ve dinamik bir tiyatro projesiyle perdeyi bir kez daha aralıyor. “DT Genç Sahne” adıyla hayata geçirilen bu özel oluşum, tiyatronun yenilikçi yüzünü genç sanatçılar ve genç izleyicilerle buluşturuyor. '
