menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şüphe delil değildir

37 0
22.09.2026

Gazeteci soru sorar, şüphelenir, araştırır, belge arar, tanıkları dinler. Ama gazetecinin bir başka sorumluluğu daha vardır: Tesadüfleri delil, ihtimalleri gerçek, soruları hüküm haline getirmemek.

İsmet Özçelik’in “4 Nisan’ın sırrı ve Enver Altaylı” başlıklı yazısını bu nedenle dikkatle okudum.

Enver Altaylı hakkında ortaya çıkan belgeler önemlidir. Fetullah Gülen’e gönderdiği belirtilen mektuplar önemlidir. Altaylı’nın Türkeş’in ölümünden sonra MHP Genel Başkanlığı konusunda kendisini ihtimal dahilinde gördüğünü yazması da elbette araştırılabilir. Kaşif Kozinoğlu meselesi ise zaten bütün yönleriyle aydınlatılması gereken ayrı ve ciddi bir dosyadır.

Buraya kadar mesele ciddidir.

Fakat buradan sonra birtakım gerçeklerin arasındaki boşlukları ihtimallerle doldurmaya başladığınızda gazetecilikten uzaklaşıp bir komplo hikâyesi kurma tehlikesi ortaya çıkar.

Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997’de hayatını kaybetti. NATO’yu kuran Washington Antlaşması da 4 Nisan 1949’da imzalandı. Peki bu iki tarih arasındaki benzerlik neyi ispatlıyor?

İki olay arasında ilişki kurabilmek için üçüncü bir şey gerekir: Delil.

Yazıda ise bu delil yerine “Tesadüf mü?”, “Simge mi?”, “Gladyo MHP’nin başına kendi adamını mı geçirmek istedi?” gibi soruların peş peşe sıralandığını görüyoruz.

Sorular elbette sorulabilir. Ama çok sayıda soru işaretini yan yana koymak onları ünlem işaretine, hele hele delile dönüştürmez.

Enver Altaylı’nın Türkeş’in ölümünden sonra MHP Genel Başkanı olabileceğini düşünmüş olması da tek başına hiçbir kriminal anlam taşımaz.

Kaldı ki siyaset dediğimiz alanın doğasında liderlik iddiası vardır. Bütün siyasi partilerde genel başkanların geleceğe yönelik düşündüğü, önünü açtığı veya kendisinden sonrası için değerlendirdiği isimler bulunabilir. Aynı şekilde siyasetin tepe noktalarında bulunan........

© Yeniçağ