Yön arayışı mı rol paylaşımı mı?
Devlet Bahçeli'nin son grup toplantısında İran konusunda kullandığı dil, son dönemin en dikkat çekici siyasi mesajlarından biri olarak kayda geçti. Bölgede gerilimin her geçen gün arttığı, İsrail-İran hattındaki çatışmaların küresel güçleri de içine çekme riski taşıdığı bir dönemde Bahçeli, beklenen sert söylemler yerine itidali, sağduyuyu ve bölgesel istikrarı öne çıkaran bir yaklaşım sergiledi. Bu konuşma yalnızca İran'a ilişkin bir değerlendirme değildi; aynı zamanda Türkiye'nin dış politika eksenine dair önemli tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.
Konuşmanın zamanlaması ise en az içeriği kadar önemliydi. Kısa süre önce gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nde Türkiye'nin Batı ittifakı içindeki konumunu güçlendiren görüntüler verilmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Batılı liderlerle yaptığı temaslar kamuoyuna geniş şekilde yansımıştı. Savunma sanayi iş birliklerinden stratejik ortaklıklara kadar uzanan mesajlar, Türkiye'nin NATO içindeki rolünü yeniden öne çıkaran bir tablo oluşturmuştu.
İşte tam bu atmosferin ardından Bahçeli'nin İran konusunda yaptığı itidalli açıklamalar ister istemez şu soruyu akıllara getirdi: Cumhur İttifakı içinde bilinçli bir rol paylaşımı mı yapılıyor, yoksa dış politikada yön tartışması yaşandığının ilk işaretlerini mi görüyoruz?
İlk ihtimal, yani rol paylaşımı, Türk siyasetini yakından takip edenler açısından yabancı bir durum değil. Cumhur İttifakı kurulduğu günden bu yana AK Parti çoğu zaman diplomasiyi önceleyen daha esnek bir söylem kullanırken, MHP güvenlik eksenli ve milliyetçi refleksleri temsil eden bir çizgide durdu. Ancak bu iki farklı ton, çoğu zaman birbirini tamamlayan ve aynı siyasi hedefe hizmet eden bir yapı oluşturdu.
İran konusunda da benzer bir tablo söz konusu olabilir. Çünkü MHP seçmeninde Batı'nın Ortadoğu politikalarına yönelik ciddi bir güvensizlik bulunuyor.........
