KKTC ve Türkiye, Savunma ve Güvenlik İşbirliği Anlaşması imzalamalı!
Doğu Akdeniz’de son yıllarda yaşanan gelişmeler, Kıbrıs meselesinin artık yalnızca diplomatik müzakereler veya çözüm modelleri üzerinden değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) attığı adımlar, adanın güvenlik mimarisini köklü biçimde değiştirmekte ve yeni gerçeklikler ortaya çıkarmaktadır. Rum tarafı bir yandan uluslararası kamuoyuna “çözüm”, “barış” ve “yeniden birleşme” söylemlerini sunarken, diğer yandan sistemli bir şekilde askeri kapasitesini artırmaktadır. Bugün ortaya çıkan tablo, münferit gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli bir stratejinin parçaları olarak değerlendirilmelidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin 1987 yılından beri uyguladığı silah ambargosunu kaldırması bu sürecin en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Rum yönetimi artık Amerikan silah sistemlerine, askeri eğitim programlarına ve stratejik savunma projelerine erişebilmektedir. ABD ile geliştirilen ilişkiler yalnızca savunma alanıyla sınırlı kalmamakta, istihbarat paylaşımından askeri altyapı projelerine kadar genişlemektedir. Buna paralel olarak Fransa ile imzalanan Stratejik Ortaklık ve SOFA anlaşmaları, Güney Kıbrıs’ın yabancı askeri güçlere ev sahipliği yapma kapasitesini artırmıştır. Baf’taki Andreas Papandreou Hava Üssü ve Mali’deki Evangelos Florakis Deniz Üssü genişletilirken, Fransız ve Batılı askeri unsurların kullanımına uygun hale getirilmektedir. İsrail ile geliştirilen askeri ilişkiler de bu tablonun önemli bir parçasıdır. Barak MX hava savunma sisteminin konuşlandırılması, ortak tatbikatlar ve savunma sanayi iş birlikleri Rum tarafının askeri kabiliyetlerini önemli ölçüde artırmaktadır. Bütün bunlara son olarak Avrupa Birliği’nin SAFE programı kapsamında Güney Kıbrıs’a sağladığı yaklaşık 1,2 milyar avroluk savunma finansmanı........
