Enerji, her şey demek
Pandemi sadece hayatlarımızı değiştirmekle kalmadı, ekonomileri de derinden sarstı. 2020-2022 yılları arasında dünya neler neler gördü. Tedarik zincirleri kırıldı, fabrikalar durdu, milyonlarca insan işsiz kaldı, restoranlar, oteller, turizm sektörü adeta çöktü. Hizmet sektöründe istihdam dip yaptı. Enflasyon patladı, hükümetler ancak trilyonlarca dolarlık teşvik paketleriyle ayakta kalmaya çalıştı. Dünya Bankası verilerine göre küresel ekonomi yüzde 3,1 küçüldü. İşsizlik oranları birçok ülkede iki haneli rakamlara tırmandı. Yaralar sarılmaya başlanmıştı ki; patlak veren İran savaşı ve Hürmüz Boğazı kriziyle yeni bir enerji şoku doğdu. Bu kez mesele virüs değil; enerji. Ve enerji; öyle böyle değil, her şey demek.
Savaşın üçüncü haftasında Brent petrol 100 doları aştı, 120 dolara dayandı. Katar’ın LNG tesislerine yönelik saldırılar, üretimin yüzde 17’sini yıllarca devre dışı bıraktı. Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması, dünyanın petrol ve doğalgaz arzının yüzde 20’sini kesti. Uluslararası Enerji Ajansı doğal olarak bu gelişmeyi tarihin en büyük enerji güvenlik krizi olarak tanımladı. 1970’lerin petrol krizini aratmayan bir tablo bu. Pandemi sonrası kırılgan ekonomileri yeniden sarsmaya başladı. Peki işgücü, hizmet, tarım, imalat ve genel ekonomi bu yükü kaldırabilir mi; bence, soru işareti. Bu terazi, bu sıkleti zor çeker.
Önce tarım sektörü. Pandemide çiftçiler tohum ve gübre bulamadı, lojistik çöktü. Şimdi enerji krizi aynı yarayı daha derin açıyor. Gübre maliyetlerinin %70’e yakını doğal gaza bağlı. Fiyatlar ikiye katlanınca maliyetler uçtu. Traktör yakıtı, sulama pompaları, nakliye… Hepsi zamlandı. İthal gübreye ve mazota muhtaç ülkelerde çiftçi, ürününü ekerken bile zarar ediyor. İşgücü etkisi ise vahim. Üretim düşerse işsizlik tarlada da fabrikada da artacak demektir, gıda krizi de kapıda…
İmalat sektörü ise tam bir enerji canavarı. Pandemide çip kriziyle boğuştu. Şimdi elektrik ve doğal gaz faturaları üretim maliyetlerini doğrudan artırıyor. Çelik, kimya, otomotiv, tekstil… Hepsinde enerji yoğun. Organize Sanayi Bölgelerinde fabrikalar vardiyaları kısaltma, kapasiteyi düşürmeyle karşı karşıya. Diğer yanda ihracatta rekabet gücü eriyor. Avrupa’ya mal göndermek pahalılaşıyor. İşgücü burada en ağır darbeyi alıyor. Üç vakte, kısa çalışma ödeneği tartışmaları yeniden başlar.
Hizmet sektörü ise pandeminin en büyük mağduru olarak yeniden sahnede. Turizm, pandemide yüzde 70 küçülmüştü. Şimdi uçak bileti ve otelin enerji maliyetleri yüzünden fiyatlar yükselebilir, ardından da rezervasyonlar düşebilir. Lojistik ve taşımacılık şirketleri yakıt zammıyla boğuşuyor. Kargo ücretleri artınca e-ticaret bile yavaşlıyor. Perakende sektörü, tüketici harcamalarındaki daralmayı hissediyor. Enflasyonla eriyen reel ücretler, vatandaşı tasarruf moduna sokuyor.
Genel işgücü piyasası ise tam bir fırtına merkezi. Pandemi, uzaktan çalışmayı ve dijitalleşmeyi hızlandırdı ama aynı zamanda eşitsizliği derinleştirdi. Şimdi enerji krizi, her sektörü aynı anda vuruyor. Uluslararası Para Fonu, küresel büyüme tahminlerini aşağı revize ediyor. Stagflasyon riski konuşuluyor. Türkiye özelinde cari açık genişliyor, enflasyon hedefleri sapıyor. Enerji ithalatı faturası zaten ağırdı, bizim için. 10 dolarlık petrol artışı bile cari açığı milyarlarca dolar yukarı itebilir. Pandemide teşviklerle ayakta kaldık. Bu kez kamu borçları yüksek, bütçe açıkları geniş. Yeni destek paketi için alan dar. Teşvik politikaları, kısılma yönlü ve seçici idi, son dönemde. Tekrar genele yönelik desteklerin gündeme gelmesi kaçınılmaz görünüyor.
Ekonomiler bu sıkletteki yükü kaldırabilir mi? Pandemi, bize küresel sistem ne kadar da kırılgan dedirtmişti. O krizde en azından aşı umudu vardı. Toparlanma 2023’te başladı. Bugün ise savaşın ne kadar süreceği belirsiz. Hürmüz açılmazsa, altyapı hasarları onarılmazsa, 2020’lerin sonu 1970’ler gibi geçebilir. Yüksek enflasyon, düşük büyüme ve işsizlik. Gelişmiş ülkeler rezervleriyle, yenilenebilir yatırımlarıyla biraz dayanabilir ama nereye kadar. Refahtan ödün vermek, güç bir iş. Türkiye, Hindistan, Pakistan gibi enerji ithalatçısı ekonomiler için durum vahim, gibi. Çözüm, sadece kısa vadeli sübvansiyonlar olmamalı. Ajandalarda; uzun vadeli enerji çeşitlendirmesi, yenilenebilir kaynaklara geçiş, stratejik stoklar, tasarruf politikaları ve bölgesel işbirliği başlıkları yer almalı. Aksi takdirde pandeminin yarattığı hasar, bu enerji şokuyla katmerlenecek.
Karadeniz doğal gazının sisteme tam entegrasyonu ve Akkuyu gibi nükleer güç santrallerinin devreye alınması, enerji maliyetleri ve arz güvenliği için hayati bir kalkan oluşturacak. Özellikle ihracatta rekabet gücümüzü korumak adına, yenilenebilir enerji yatırımları ve sanayide enerji verimliliği artık bir tercih olmamalı, bir zorunluluk olarak kabul edilmeli. Hürmüz gibi küresel düğüm noktalarında yaşanan krizler, Silivri ve Tuz Gölü gibi depolama tesislerinin kapasitesini merkez noktaya yerleştiriyor.
İşgücü, sektörler ve ekonomiler pandemiden çıkarken yorgundu. Şimdi yeni bir savaşın bedelini ödüyor. Belki de asıl mesele, dayanıklılık değil, bağımlılıktır. Enerjiye ve petrole bu kadar bağımlı bir dünya, her krizde aynı acıyı çekmeye mahkûm. Enerjiye bağımlı bir dünya, her krizde yeniden sınanacak. Ama bağımlılığı azaltamayanlar, sadece sınanmakla kalmayacak. Aynı hatanın sonuçlarını tekrar tekrar yaşayacak.
Sorularınız için e-posta adresi: hkaganoyken@gmail.com
