Raporlar ve cüzdanlar
Bazen bir ülkenin ekonomisini anlatmak için yüzlerce sayfalık raporlara gerek yoktur. Bir pazar çantasının ağırlığı, market kasasında uzayan sessizlik, ay sonunu bekleyen cüzdan ve kira gününü düşündüğünde derin bir nefes alan insanların gözleri her şeyi anlatır.
Ekonomi, yalnızca grafiklerden ibaret değildir. O, sabah işe giderken otobüse binen emekçinin cebindeki son banknot, çocuğunun istediği oyuncağı alamayan babanın boğazına düğümlenen sessizlik, emeklinin ilaçla mutfak masrafı arasında yaptığı acı tercihtir.
2026 yılına girerken açıklanan Orta Vadeli Program, kâğıt üzerinde umut veren bir tablo çiziyor. Büyüme, düşen enflasyon, azalan işsizlik, artan ihracat... Rakamlar düzenli sıralandığında adeta kusursuz bir senfoni gibi görünüyor. Fakat ekonominin gerçek melodisi, toplantı salonlarında değil; pazaryerlerinde, fırın önlerinde, kira sözleşmelerinde ve elektrik faturalarının üzerinde yazılıyor.Çünkü ekonomi yalnızca hesap değildir; aynı zamanda histir.Bir nehir gibi...Kaynağında berrak akan su, aşağıya indikçe taşlara çarpıyor, yön değiştiriyor, bazen kuruyor, bazen taşıyor. Planlar o nehrin kaynağıdır. Vatandaş ise nehrin ulaştığı son noktadır. Eğer su yol boyunca kayboluyorsa, kaynağın güçlü olması tek başına anlam ifade etmez.2026 için hedeflenen yaklaşık yüzde 3,8'lik büyüme, ilk bakışta umut veriyor. İhracatın artması, işsizliğin gerilemesi ve enflasyonun kontrol altına alınması elbette her ülkenin arzu edeceği gelişmeler. Ancak ekonomik hedefler yalnızca açıklanmakla gerçekleşmiyor. Onların gerçek sınavı, vatandaşın günlük yaşamında hissedildiği anda başlıyor.
Bugün bağımsız ekonomistler ve piyasa beklentileri, enflasyonun hâlâ yüksek seviyelerde kalabileceğine dikkat çekiyor. Merkez Bankası beklenti anketlerinde yıl sonu enflasyon tahminlerinin yüzde 29 civarında şekillenmesi de bunun en önemli göstergelerinden biri. Yani........
