menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kentsel dönüşümde müteahhit bilmecesi... Can güvenliği ticari fırsat olabilir mi?

12 0
yesterday

Bir şehri ayakta tutan yalnızca kolonlar değildir. Güven, planlama ve ortak akıl da o şehrin görünmeyen taşıyıcı sistemidir. Ne yazık ki bugün "kentsel dönüşüm" denildiğinde akıllara güvenli şehirlerden önce bitmek bilmeyen şantiyeler, taşınma telaşı, kiralık ev bulamayan aileler ve her köşe başında yükselen vinçler geliyor.

Oysa kentsel dönüşümün çıkış noktası çok farklıydı. Amaç, deprem riski taşıyan yapı stokunu yenilemek, daha güvenli kentler oluşturmak ve geleceğin şehirlerini planlamaktı. Türkiye'de milyonlarca bağımsız bölümün deprem riski nedeniyle dönüşüme ihtiyaç duyduğu uzun yıllardır dile getiriliyor. Özellikle İstanbul gibi büyük bir deprem tehdidi altındaki kentlerde dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk.

Fakat zorunluluğun yönetiliş biçimi, zaman zaman amacın önüne geçiyor.

Bugün sokaklarda yürürken adeta yarım kalmış bir yapbozun içinden geçiyoruz. Bir apartman yıkılıyor, yanındaki ayakta kalıyor. Birkaç ay sonra karşı bina boşaltılıyor. Onun yanında bir başkası dönüşüme giriyor. Aynı mahallede yıllarca süren kamyon trafiği, moloz yığınları, toz bulutları ve hiç bitmeyen inşaat sesleri...

Şehir nefes almıyor; şehir, sürekli ameliyat masasında bekleyen bir hasta gibi yaşamaya çalışıyor.

Daha da düşündürücü olanı ise şu...

Sekiz binadan oluşan bir adayı düşünün.

Bugünkü sistemde iki bina yıkılıyor, yeniden yapılıyor. Sonra üçüncü bina boşalıyor. Dördüncü için görüşmeler başlıyor. Beşinci yıllarca bekliyor. Altıncı dava sürecine giriyor. Yedinci anlaşamıyor. Sekizinci ise bütün bu karmaşayı balkonundan izliyor.

On yıl boyunca bitmeyen bir şantiye.

Peki neden aynı adadaki sekiz bina birlikte........

© Yeniçağ