Kanlı sahne: ABD/İsrail - İran
Geçen hafta değindiğim konuda, dünya liderlerinin beden dili şaklabanlığını yazarken aslında farkında olmadan bir fragman izliyormuşuz. Omuz genişletmeler, tokalaşma çekişmeleri, sandalyede mimari projeye dönüşen oturuşlar... Meğer hepsi bir ön gösterimmiş. Şimdi sahne büyüdü. Dekor ateş aldı. Figüranlar sustu. Ve küresel siyaset, tiyatrodan savaşa geçti.
28 Şubat 2026 sabahı, ABD Başkanı Donald Trump Truth Social’dan “major combat operations” ilan etti. Operasyonun adı Amerikan tarafında “Operation Epic Fury”, İsrail tarafında “Roaring Lion”. İsimler bile birer fragman başlığı gibi... Epik Öfke. Kükreyen Aslan. Modern savaş artık sadece askeri değil, semantik bir gösteriye de dönüşmüş vaziyette.
İsrail cephesinde Başbakan Benjamin Netanyahu uzun süredir dile getirdiği “varoluşsal tehdit” söylemini fiiliyata döktü. 200’den fazla savaş uçağı, 1.200’ü aşkın mühimmat, eş zamanlı vurulan askeri, nükleer ve liderlik hedefleri... Ve en sarsıcı haber: İran’ın dini lideri Ali Hamaney Tahran’daki ofisinde öldürülmesi oldu. Yanında üst düzey komutanlar, güvenlik bürokrasisinin ağır topları... Hatta eski Cumhurbaşkanı Mahmoud Ahmadinejad’ın da hayatını kaybettiği söylemleri...
Buna bir suikast diyemeyiz. Bu bir komuta zincirinin kafasının koparılması. Modern savaş literatüründe “decapitation strike” diye geçer. "Baş kesme" olarak nitelendirilir ve düşman bir hükümetin veya grubun liderliğini veya komuta ve kontrolünü ortadan kaldırmayı amaçlayan bir askeri stratejidir.Baş kesilirse beden çözülür varsayımı hakimdir.
Ama İran bedeni refleks gösterdi.
Devrim Muhafızları “Gerçek Vaat 4” operasyonunu başlattı. Tel Aviv, Tel Nof Üssü, ABD’nin Katar’dan Bahreyn’e uzanan 27 noktadaki tesisleri hedef alındı. Tel Aviv’de sirenler çaldı. Hayfa’da panik. 40 binaya isabet eden füzeler, tahliye edilen yüzlerce kişi. İsrail Magen David Adom verilerine göre 1 ölü, 121 yaralı. Körfez’de havaalanları kapandı. Dubai’den patlama sesleri yükseldi. Erbil’de İHA düştü. Doha’da en az 11 patlama bildirildi.
Tahran’da ise başka bir sembol yükseldi. Cemkeran Camii’nin kubbesine çekilen kırmızı “intikam” bayrağı. 40 günlük yas. 7 günlük resmi tatil. Sokaklara dökülen kalabalıklar. İnkılap Meydanı’nda ağıt.
Savaşın askeri boyutu kadar psikolojik boyutu da devrede.
İran’ın askeri kapasitesine bakıldığında tablo çarpıcı bir çelişki sunuyor. Sayısal olarak güçlü. 610 bin aktif personel, 2.675 tank, binlerce balistik füze. Orta Doğu’nun en büyük füze stoğu. Sejil, Emad, Fattah... Ancak hava savunması parçalı ve eski. S-300’ler, Bavar-373’ler, Khordad sistemleri. 2025’teki çatışmalarda ciddi hasar almış bir yapı. Şimdi ise ABD-İsrail hava üstünlüğü karşısında bastırılmış durumda.
ABD’nin F-35’leri ve insansız sistemleri, elektronik harp ve siber operasyonlarla birlikte çalışıyor. Asıl kırılma burada. Yapay zeka destekli çok alanlı savaş.
AI destekli komuta-kontrol sistemleri, yüksek riskli ve zamana duyarlı durumlarda uyum sağlama, çeviklik ve tepki verme yeteneğini artırmak için tasarlanmış olan OODA döngüsünü saniyelere indiriyor.
Uydu, drone ve sinyal istihbaratı tek merkezde füzyonlanıyor. Radar açılır açılmaz susturuluyor. Komuta düğümü sinyal verdiği an hedefe dönüşüyor. İran’ın hava savunmasının “çöktüğü” yönündeki analizler, sahadaki Reaper uçuşlarıyla teyit ediliyor.
Bu noktada "Bu sadece nükleer programı durdurma operasyonu mu, yoksa bir rejim değişikliği provası mı?" sorusu akla geliyor.
Trump’ın “İran halkı ülkesini geri almalı” çağrısı, klasik askeri hedeflerin ötesine geçen bir söylem. İran’da geçici liderlik konseyi devrede fakat üst düzey çok fazla ismin öldürülmesi sonrası koordinasyon zayıflığı riski oldukça yüksek.
Dünya medyasında şunlar tartışılıyor:
– Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve tanker saldırıları, küresel petrol fiyatlarını bilinçli olarak sıçratıp belirli enerji şirketlerine alan açma hamlesi olabilir mi?– Körfez ülkelerine yönelik sınırlı saldırılar, İran’ı bölgesel yalnızlığa itip Arap blokunu Washington çizgisine daha sıkı mı bağlıyor?– Rusya’nın “provoke edilmemiş saldırı” çıkışı ve Çin’in sessizliğini geç bozmuş olması, perde arkasında farklı pazarlıkların yürüdüğüne mi işaret?
Jeopolitik, satranç tahtasından çok sisli bir poker masasına benziyor artık.
Türkiye cephesine gelirsek...
Ankara’dan gelen açıklamalar net. Uluslararası hukuka aykırılık vurgusu, diplomasi çağrısı, arabuluculuk mesajı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sürecin “ateş çemberi” riski taşıdığını belirtti. CHP lideri Özgür Özel rejim değiştirme girişimlerine karşı çıktı. Türkiye’nin hava ve deniz sahasını kullandırmadığı vurgulandı.
Hürmüz’de Türk bayraklı gemiler alarmda. Körfez’deki enerji akışının sekteye uğraması, zaten kırılgan olan ekonomiyi daha da zorlayabilir. NATO üyeliği bir güvenlik şemsiyesi sunuyor ama aynı zamanda jeopolitik basıncı artırıyor. Suriye, Irak, Doğu Akdeniz hattı zaten yüksek tansiyonlu. Bir kıvılcım yeterli olabilir.
Pakistan’da ABD Büyükelçiliği önünde protestolar, ölümler. Atina’da yürüyüşler. Irak’ta yas. Körfez ülkeleri acil toplantıda. Cemkeran’da kırmızı bayrak. Hayfa’da siren.
Bir tarafta yapay zeka destekli akıllı bombalar, diğer tarafta cenaze törenlerinde taşınan tabutlar.
Geçen hafta liderlerin sandalyede kapladığı metrekareleri yazmıştım. Şimdi şehirler yanıyor. O geniş oturuşlar, o sert tokalaşmalar, o kule yapılmış parmaklar... Gerçek güç gösterisinin yanında ne kadar küçük kalıyor.
Diplomasi masası devrildiğinde, sandalyede nasıl oturduğunuzun önemi kalmıyor.
Eğer bu bir rejim değişikliği kampanyasıysa, İran’ın coğrafyası ve güç ağı savaşı uzatabilir. Eğer petrol kartı devreye girerse, küresel ekonomi zincirleme reaksiyon yaşayabilir. Eğer Körfez ülkeleri doğrudan cepheye sürüklenirse, bölgesel savaş küresel savaşa evrilebilir.
Tarih bazen bir suikastla hızlanır.
Ve bazen liderler beden diliyle değil, bıraktıkları enkazla hatırlanır.
Ortadoğu yine bir volkanın üzerinde. Lav henüz yüzeye tam çıkmadı. Ama yer kabuğu çatırdıyor.
Türkiye için mesele sadece kınama yapmak değil; enerji güvenliği, savunma hazırlığı, diplomatik denge ve iç istikrarı aynı anda yönetebilmek. Çünkü bu yangın komşu bahçede başladı diye bizim çitlerimizin yanmayacağı garanti değil.
Dünya yine büyük bir eşiğin önünde. Ve göründüğü üzere sahnedeki oyun, gerçekten kanlı.
