Cambaza bakarken yaşananlar
Türkiye’nin, iç siyasi çekişmelerin yarattığı olaylara odaklandığı yaşadığımız süreç içinde, ülkemizin bekasını, güvenliğini, yapısını, değerlerini ve prestijini etkileyecek düzeydeki gelişmelerin ikinci planda bırakılarak dikkatlerden uzak tutulduğu bir dönemden geçtiği düşüncesiyle, bunlardan birkaçının, önemine istinaden kamuoyunun dikkatine ve taktirine sunulmasının faydalı olabileceği kıymetlendirilmiştir.
Kıbrıs’ta “Birleşik Devlet” politikası işleniyor
Evvelki haftadaki yazımda, BM, AB, ABD, Yunanistan ve GKRY’nin, Kıbrıs konusunu bir sorun olarak nitelendirerek sürekli olarak Türk tarafını müzakere masasına çekip, KKTC’nin varlığına son vermeye çalıştığını ve Kıbrıs konusunu “sorun” olarak kabul ettiğimizde, masaya oturma tuzağına düşeceğimizi belirtmiş ve hakkımız olmasına rağmen önümüze “çözelim” diye sürülen konulara çare arayışlarına girmemiz halinde elimizdekileri de kaybedeceğimize değinmiştim.
Son zamanlarda Kıbrıs konusunda Türkiye’yi müzakere masasına oturtmak için AB ve BM nezdindeki girişimler yoğunlaşmıştır. Bu kapsamda AB Akdeniz Komiseri Šuica, AB’nin Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne yönelik sürecin her aşamasını desteklemeye hazır olduklarını ve BM çatısı altında resmi müzakerelerin yeniden başlamasını desteklediklerini ve süreçte “aktif ve yapıcı rol” oynamaya hazır olduklarını belirtmiş, ayrıca BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Holguin’in 08 Haziran 2026’da Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaretin de Kıbrıs sorununun geleceği açısından önemli bir dönemeç olabileceğini sözlerine ilave etmiştir.
Bu gelişmelere, yeni KKTC yönetiminin önceden de bilinen, ‘Kıbrıs konusunun bu çözümsüzlük haliyle devam edemeyeceği, genel hatlarıyla Federasyon konusunun ön planda tutularak, Kıbrıs Cumhuriyeti yapısı altında hareket etmenin sorunları ortadan kaldıracağı’ düşüncesini, son zamanlarda daha açık bir şekilde ortaya koymasını da eklediğimizde durum daha da belirginleşmektedir.
KKTC Cumhurbaşkanı’nın, Kıbrıs Türk halkının çözüm talebinin yüksek seviyede olduğunu, sadece kendisine oy verenler için değil, ondan çok daha geniş bir kesim için bunu söylediğini, kendisini çözüm iradesiyle görevlendirilmiş bir kişi olarak gördüğünü ve halkının dünyadan izole olmak değil, dünyayla buluşmak istediğini açıktan ve bir devlet politikası olarak ifade etmesi, konunun “Birleşik Devlete” doğru şekillenme temayülünde olduğunu göstermektedir.
Rum lideri Hristodulidis’in, BM Genel Sekreteri’nin Türkiye’de en üst düzeyde yaptığı görüşmede, müzakerelere kapı aralandığını ifade etmesinin ve bunu BM Genel Sekreteri’nden de teyit edildiğini açıklamasının, Türkiye’nin müzakerelere başlamayı kabul edebileceği şeklinde algılanmasıyla konunun hız kazandığını söylemek mümkündür.
Müzakereler sonucunda ulaşılması gereken hedefin, Rum tarafının da artık kabullendiği, iki kesimli, iki toplumlu, iki ayrı federe yönetimin, Kıbrıs Cumhuriyet adı altında oluşturacağı Birleşik Kıbrıs Devleti olduğu bilinmeli ve bu arzu edilmeyen sonucu engellemek için hazırlıklı olunmalıdır.
Kıbrıs sorunu, 1974’de çözülmüş ve 1983’de bitmiştir. Türk tarafı, zaten fiilen var olan egemen, eşit, iki ayrı devlet statüsünden başka bir seçeneğin kabul........
