menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sınırını bilmek

6 0
30.07.2026

 Eskiler İslam’ın şartı altıdır derlerdi. Oysa İslam’ın şartı beştir. Ama altıncısı had bilmek derlerdi. Bu önemli bir noktadır. Çünkü had bilmek hem dünya sathında hem de metafizik anlamda değerlidir. Sınırını korumasını bilen sınırını çizen, haddini bilen de had bildiren kişi demektir. İletişim bilimleri içinde de en önemli konulardan biridir bu. Zira herkes kendine özeldir. Hani özgürlük diye bağırıp durulan günümüzde aslında kimse kimsenin özgürlüğüne filan önem vermiyor biliyorsunuz, değil mi? Tek istenilen görünmez bir elin dünyaya kendi özgürlüğü ve sınırsız refahı için özgürlük safsatası pompalamasıdır. Sınırları ortadan kaldırarak bir özgürlük anlatılıyor ya o yüzden bu cümle duruyor burada. Ne alaka demeyin.

SINIR ÖĞRENİMİ AİLEDE BAŞLAR

Aile her şeydir. Ailede edinilmeyen kazanımlar, değerler sonra okulda belki kazanılır ama çok zordur. O yüzden sağlam bir değerler edinimin yeri ailedir. Topluma karışmadan önce bir çocuk nasıl davranacağını ancak sınırlarla öğrenir. Sınırlar konusu çok geniş bir konudur. Sınır çizmek eline kalemi alıp ona bir hapishane yeri çizmek değildir. İlk sınır çocuklara uyku ile öğretilir. Ne olursa olsun çocuk küçük yaştan itibaren uyku saatini mutlaka bilmelidir. Bu o kadar hayati bir konudur ki, ailede farklı yetişmiş iki ebeveyn varsa bu çocuklar için kaos olduğu gibi anne ve baba arasında çıkan bir anlaşmazlığa kolayca dönüşebilir. Çünkü dediğimiz gibi sınır her şeydir. Çocuğa bir proje gibi davranıp askeri eğitim gibi evde dikta yönetimi de uygulanmaz. Her şeyi tatlı, sert bir zemine oturtmak lazım. Bir konuda çok sert diğer başka bir konuda çok müsamahakâr olmak da sıkıntılıdır. Orada çocuğun dengesi bozulur. O yüzden her şey baştan net ve kararlı olmalıdır.

BÜYÜK EBEVEYNLERİN KATKISI

Hep dediğimiz gibi her ilaç herkese yaramaz. Aynı dozda da olmaz. Mizaç, anlayış, kavrayış çocuğun hassasiyeti hepsi bir arada değerlendirilmelidir. İşte bu yüzden diyorum ya anne baba olmak öyle sıradan bir olay değildir. Eskiden çocuklar geniş ailelerin içinde yetişirlerdi. Anneanne, babaanne veya dede bunlardan biri mutlaka yaşlılıkta aynı evde olurlardı. Biz de uzun dönem anneannemle yaşadık. Kardeşim, annem, babam ve ben beş kişiydik zaman zaman babaannem de katılırdı bu kervana. Çok değerli zamanlardı. Mesela ben büyüklerimden epeyce şey öğrendiğimi hatırlıyorum. Hatta anneannemim namaz kılışı beni çok etkilemiştir. Dini merak etmemin nedenidir anneannem. Ama inanın anneannemin bundan haberi yoktu. Eskilerin yemek pişirirken ettikleri duaları besmele ile başlamaları bunlar hepsi bende bir hayat görüşü oluşturmuştur. Çünkü eskiler bir nevi geçmişin derinliklerine adeta peri masalların yaşadığı dönemlere götürürlerdi torunları. Anlatılan eski olaylar, yaşanılan her şey o evdeki çocuğun kulağına küpe olurdu. Bu basit bir şey değildir. Dede Korkut boşuna çocukları etrafında toplayıp hikayeler anlatmadı.

KORUNMAK İÇİN GEREKLİ OLAN SINIRLAR

Her şeyden önce özgüven sahibi olmayı öğretir insana sınır çizmek. Tabi hep eklemek zorundayım her şeyde doz önemlidir. Sınır çizeceğiz diye yobazlığa varan bir sınırdan bahsetmiyorum. Çünkü bu tür bir davranış sınır çizmek değil soyutlanmak ve hatta asosyallik demektir. Öz alan öz saygı öz değer korunması için sınırlar belirlenmelidir. Hatta baştan belirlenmelidir ki insanların bazıları anlamayabiliyor. Başkasının evinde, mekânında yerinizi bilin, çocuğunuz da bilir o zaman. Çocuklarınızı mutlaka tok çıkarın evden. Çok acıkırsa da dayanmasını beklemesini öğretin. Çocuk her istediğini anında elde etmemeli. Çocuklara iki kişi konuşurken üçüncü kişinin araya dalmaması gerektiğini öğretin. Öğretin, öğretin diyorum ama öğretmek bir tekniktir. Nasıl öğreteceğinizi bilmiyorsanız artık her yerde uzman videoları var o da yetmedi aile danışmanları var o da olmadı büyüklere danışın. Kitap okuyun. Bir de siz önce davranışınızla örnek olun en büyük eğitim de sizin davranışlarınızdır. O yüzden kendinizi sürekli kontrol edin vesselam.

Asılı kaldık şu dünyaya

Dümdüz sütunlar antik harabelerden kalan uygarlıklar beyaz bir tül gibi önümüzde duruyor. Gökyüzü nelere şahit binlerce yıl. Destanlar, kanlı savaşlar ve insanlık aynı fakat bugün içim daraldı be Sofokles. Mağaradayım diye bağırıyorum Sokrates. Tanrılar ve tanrıçalar hepsi üstüme üstüme geliyor, taştan duvarlar arasındayım. Asılıyım bir yerlerde görüyorum kendimi tüm tarihi önümde cereyan ederken. Bir kabz hali sanki, hangi mürşidin sözü bana bast olacak derken uyanıyorum asılı kaldığım yerden. Bir yanılsama içindeyiz burada. Ama herkes memnun halinden sanki. Baksana sırıtıyor her adaletsizliğe bu adam bu kadın benim içim daralırken. Gün geçtikçe korkuyorlar, buzlar eriyor, taşacak dünya diye ödleri kopuyor bu adamların ve kadınların. Ben ise asılı bir yerden olan biteni izliyor gibiyim. Onların yanında değilim. Apayrı da değilim ama onlardan değilim. Gece uykuları en sevdiğim, bir gün daha yaklaşıyoruz ahirete diye. Korkuyorlar ölüm sözünden sanki mumya. Oysa yaşayan bir şey kalmadı bu dünyada. Hepsini öldürdünüz. Menekşeleri, erguvanları renkleri öldürdünüz. Plastik sabahlara uyanmak istemiyorum artık. Asılı kaldığım şu yerden de çekip al........

© YeniBirlik