Farkımız yoksa yaşamıyoruz demektir
Farkımız yoksa yaşamıyoruz demektir
Ne fark var? Zamânı dönemlere, devirlere, çağlara bölüyoruz. Bir de isim veriyoruz: Orta Çağ, Yakın Çağ, Sanayi Dönemi, Nükleer Çağ, Bilişim Çağı, vb. Bu yetmiyor, çağdaş insanları yaşlarına göre ayırıyoruz: X Kuşağı, Y Kuşağı, Z Kuşağı. Latin alfabesinde harfler bitince başka alfabelere, Yunan alfabesine geçiyoruz. Alfa Kuşağı, Beta Kuşağı, Omega Kuşağı. Geleceği, sonra geleni isimlendirmek için eskiye müracaat ediyoruz. Bakalım Elif Kuşağı’na, Mim Kuşağı’na, Vav Kuşağı’na sıra gelecek mi?
İnsanlık belki de ilk defa bir çağa, daha o çağı yaşarken isim veriyor. Milattan Önce denilen dönemin adı, Milat’tan sonra kondu. Rönesans’ın adı, yüzyıllar sonra verildi. Sultan III. Ahmet’ın saltanâtı döneminde Lâle Devri diye bir isimlendirme yapılmamıştı.
Ama şimdi farklı. İçinde bulunduğumuz çağa isim veriyoruz. Hatta henüz neyin, ne olduğunun farkında olmayan yaştakilerin on-on beş yıl sonra yaşayacağı döneme isimler veriliyor. Oysa eskiler “doğmamış çocuğa don biçilmez” derken belki bunun yanlışlığını kastediyordu.
Yine de çağlar arasında, şartların sebep-sonuç ilişkisinde ne fark var diye baktığımızda, cevap için eski bir banka reklamının sloganı aklıma geliyor: “Yoktur birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankası’yız.” Sistem aynı olduktan sonra bankanın adının farklı olması sebep-sonuç ilişkisini pek değiştirmiyor.
Sokağa çıktığımızda haftanın her günü, günün her saati kalabalıkla karşılaşıyoruz. Sanki ülkede yaşayanların bir kısmı ne çalışıyor ne de okula gidiyor, fakat sürekli geziyor, alışveriş yapıyor, bir yerlerde oturup bir şeyler yiyip içiyor. Yaşları hayattan el ayak çekmek için hiç de ileri değil. Çoğu, hayâtının başında bile denebilir. Nüfûsun büyük bir çoğunluğunun yarınla, gelecekle ilgili hiçbir düşüncesi yok. Sorunca, bu çoğunluk, hayattan ümidini kesmiş; gününü gün ediyor.........
