menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barışın kalıcılaşması için … (1)

12 0
27.08.2026

Barış yalnızca silahların susması değil; adaletin, eşitliğin ve rızalığın toplumsal yaşamda yeniden kurulmasıdır. Gasbedilen haklar iade edilmeden, inkâr ve adaletsizliklerle yüzleşilmeden kalıcı bir barış mümkün değildir.

Türkiye bugün tarihsel bir eşikte duruyor. Uzun yıllardır devam eden çatışmaların, inkâr ve imha politikalarının, siyasal baskıların ve toplumsal ayrışmaların ardından barış meselesi yeniden toplumun temel gündemlerinden biri haline geliyor. Ancak barışı yalnızca çatışmanın sona ermesi, silahların susması ya da tarafların belli konularda anlaşması olarak ele almak, meselenin özünü eksik bırakmak olur. Çünkü barış, yalnızca savaşın olmaması değildir.

Barış; adaletin, eşitliğin, özgürlüğün ve toplumun kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasının güvence altına alınmasıdır. Barış, devlet ile toplum arasında yeniden güven ve rızalık ilişkisinin kurulmasıdır.

Alevi hakikatinde rızalık, toplumsal yaşamın temel ölçülerinden biridir. Rızalık yoksa birlik de yoktur. Bir arada yaşamanın yolu, birinin diğerine hükmetmesinden değil, canların birbirini eşit görmesinden geçer. Bu nedenle kalıcı barışın da temelinde rızalık olmalıdır. Rızalık farklılıkların birlikte yaşamasının ahlâkî – politik zeminini içerir.

Barış, adalet ve hakikat olmadan kurulamaz

Türkiye’nin yüz yıllık Cumhuriyet modernitesi tarihinde farklı halkların, inançların, kimliklerin , tercihlerin ve kültürlerin önemli bir bölümü inkâr, baskı ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kaldı. Kürtlerin dili ve kimliği, Alevilerin inancı ve kurumları, farklı kültürlerin hafızası ve toplumsal örgütlenmeleri devlet merkezli tekçi anlayışın sınırları içinde tutulmak istendi.

Bu nedenle bugün “yeni bir dönem” ve “barış” diyorsak, geçmişi yok sayarak, yada görmezden gelerek yeni bir başlangıç........

© Yeni Yaşam