Wittgenstein, dil oyunları ve yapay zeka
20. yüzyıl felsefesinin en etkili ve en özel kimliklerinden biri olan Ludwig Wittgenstein, hayatının farklı zamanlarında akademisyenlik, mühendislik, bahçıvanlık, mimarlık, öğretmenlik yapan ve işsiz kalan, göçebe ve münzevi bir hayat yaşayan orijinal bir felsefecidir. Avusturyalı burjuva bir ailenin çocuğu olmasına rağmen servetini reddetmiş, bir kısmını ise Oskar Kokoschka gibi avangard sanatçılara aktarmıştır.
Wittgenstein’ın ilginç bir özelliği de felsefe tarihinde pek görülmeyen bir tavır sergilemesidir. O kendi inşa ettiği felsefi düzlemi kendi reddetmiş, kendi düşüncesinden radikal bir şekilde kopmuştur. Bu reddediş, kurulan felsefi düzlemin bir akımın eksenini belirlemesine rağmen gerçekleşmiştir. Wittgenstein, burada durmamış yeni bir felsefi düzlem yaratacak bir üretkenlik ortaya koymuştur. Bundan dolayı felsefesi erken ve geç olarak iki dönem üzerinden değerlendirilir.
Wittengenstein’ın felsefi yönelimleri iki dünya savaşı arasında, bir düzeyde savaş, yıkım ve dekadans koşulları içinde belirlendi. Bu yönelimde sınıfsal konumun da etkisi gözükür. Aynı koşullar bir yanıyla Ekim Devrimi’nin yarattığı muazzam küresel dalgayı, öbür yanıyla faşizm yükselişini ifade eder. Burjuvazinin ideolojik hegemonyasının aşındığı, krize girdiği koşullarda yeni pozitivizm burjuvazi için sosyalizm tehdidine karşı elzem işlev görecektir. Wittgenstein yeni pozitivizmin bir biçim alışı olan analitik felsefenin en önemli kuramcısı olarak dikkat çeker. Yeni pozitivizmi öznel idealizm ve bilinemezcilik üzerinden şekillenen bir felsefi akım olarak iz bırakacaktır.
Tractatus ve dilin sınırları
Wittgenstein’ın en önemli ve ilk eseri kısa adı Tractatus olan Felsefe ve Mantık Üzerine Tez adlı çalışmadır. Adıyla Spinoza’ya gönderme yapar. Kitap felsefi sorunsalların aldatıcı, yanıltıcı olduğunu vurgulayarak başlar. Witgenstein’a göre bu sorunsallar filozofların ağırlıkta dilin ve dünyanın........
