menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmralı’ya bir nezaket ziyareti

25 0
30.08.2026

Öcalan ve Hareket ile devlet arasında süregiden müzakere ile tam bu müzakerenin başladığı andan bugüne kadar süregiden CHP ve şimdi Yeni Parti’yi hedef alan; giderek de yayılan darbe süreci arasında bir çelişkili durum var. Şimdilik bu çelişki sistem tarafından tolere edilebilir. Çünkü sonuçta müzakerenin bu aşaması savaşa son verilmiş ve Hareket’in siyasallaşması karşılığında, devletin diliyle söylersek ‘’Terörsüz Türkiye“ gerçekleşmiş olacak. Bu kadarının, siyasallaşma bin bir şarta bağlandığı için ‘’demokratikleşme’’ ile bir ilgisi yok. Düpedüz faşist bir rejim bile bir yandan kimi rakiplerini yok ederken ‘’düşmanıyla’’ uzlaşma arayabilir, sonuçta barışa bile gidebilir.

Darbeyle müzakere süreci arasında asıl çelişki, müzakerenin ikinci aşaması olan ve TBMM Raporu’nun 7. Maddesi’nin görüşüleceği ‘’demokratikleşme aşamasında’’ ortaya çıkacak. Çünkü ne kapitalizme, ne NATO’ya, ne silahlanmaya ‘’zararı’’ olmayan Yeni Parti’yi tasfiye ederken, rejim kendisiyle elli yıldır en radikal yoldan mücadele eden bir hareketin ‘’siyasallaşmasının’’, yani Kürt sorununu çözmenin önündeki anayasal, yasal ve idari engelleri kaldırmaya kalkacak. Bu birbiriyle uyuşmaz iki süreçtir: Darbe ve demokratikleşme birbirini dışlar. Demek ki, asıl çetin müzakere önümüzde duruyor. Bu işin içinden devletin nasıl çıkacağını bilmiyoruz. Ama bu işin içinden kendimizin nasıl çıkacağını biliyor olmalıyız. Önce bir yandan şimdilik Yeni Parti’yi hedef  alan darbe tüm hızıyla sürerken, geleceğin Cumhurbaşkanı İmamoğlu zindan taburesinde oturtulurken, Öcalan’ın müzakere masasının ‘’baş köşesinde’’ oturuyor olmasını, bunun aslında bir çelişki olmadığını anlatmak gerekiyor. Bu çelişki gibi görünen durum, toplumsal ve politik ‘’kuvvetle’’, ‘’yaptırım kuvvetiyle’’ alakalıdır. Yeni Parti’nin kuvveti ve yaptırım kuvveti nedir? Eski CHP’nin kuvveti, açıktır ki ‘’iktidara gelme’’ kuvveti değildi. Yüzde yirmilik bir partiydi. Kuvveti devletin içindeki ordudan, yargıdan, akademiden ve medyadan gelen ‘’kriz yaratma’’ olmayınca ‘’darbe yapma’’ kuvvetiydi. 12 Mart’ta kısmen, 12 Eylül’de bu ‘’kuvvetini’’ büyük ölçüde, 15 Temmuz darbesiyle tümüyle kaybetti.

Artık elinde eğer seçim olursa ya tek başına ya da bir koalisyonla iktidara gelmek için elindeki kuvvet sadece seçmen kuvvetidir. Bu kuvvetin yaptırımcı etkisi, ‘’eğer seçim olursa seni yıkarım, yaptıklarının hesabını sorarım’’dan ibarettir. İktidar böyle bir yaptırımdan korkmaz. Çünkü seçim yapıp yapmamak onun elindedir. Yakın zamanda seçim yapması ise ekonomik durumda bir düzelmeye ve Yeni Parti’nin çeşitli oyunlarla krize sürüklenmesine........

© Yeni Yaşam