menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Toplum, sermaye ve devlet

8 0
previous day

Kapitalizmin temeli varsayılan liberal iktisadın “Bireysel çıkarlar, toplumsal çıkarı sağlar” miti ironiktir. İroniktir çünkü -sosyalizm ve komünizmde belki geçerli olabilecek- bu mitin uygulanma olasılığının en uzak olduğu sistem, kapitalizmdir. Zira -adından da anlaşılacağı gibi- kapitalizm, sermaye birikimi (kapital) üzerine kurulu bir düzendir. Sermaye birikiminin sağlanabilmesi içinse kârın, mümkün olabilen en yüksek düzeye çıkarılarak sermayenin merkezileşmesi gerekir. Bunun yolu da rekabetten, her türden mülke el koymaktan ve sömürüden geçer.

Varlığını rekabete, el koymaya ve sömürüye dayandıran bir sistemde; bırakın bireysel çıkarların (mevcut varlıkların ve toplumsal üretimle elde edilen artık değerin), toplumun genel çıkarı için kullanılmasını (paylaşılmasını), toplumun tüm yaşam kaynaklarına (toprak, hava, su, emek gücü vb.) -daha fazla kâr elde etmesi için- sermaye tarafından el konması amaçlanır.

Toplumun geniş kesimi -çok küçük bir kesimi oluşturan sermayedarların (burjuvazinin) kâr hırsı için- mülksüzleşmeye, emeğinin sömürülmesine, yoksullaşarak açlığa sürüklenmeye gönüllü olarak rıza göstermez elbette. İşte o zaman, sermayenin hedeflerine ulaşmasını ve sistemin devamını sağlamak amacıyla ideolojik ve zor/şiddet aygıtlarını kullanarak toplumda “rıza üretmeye çalışan devlet” devreye girer.

Kapitalizmde devletin rolü sadece “toplumsal rıza üretme aracı olmak”la sınırlı kalmaz. Kapitalizm kendi içsel çelişkileri nedeniyle krize girdiği dönemlerde “devletin geliri yeniden bölüştürme/dönüştürme işlevi” sürece dahil olur. Geçtiğimiz 50-55 yıldır olduğu gibi, krizin nedeni birikim sürecinin tıkanması olduğunda devlet; toplumun sahip olduğu kaynakların sermayeye aktarılmasına aracılık eder.

Öte yandan devlet, ulusal sermayenin ucuz enerji, ucuz hammadde, ucuz emek gücü ve yeni pazarlara ulaşarak diğer........

© Yeni Yaşam